03.25.07
Kadın Hakları (3)
Yazan: ya basta viva zapatista
Geçen haftaki yazımızda kadın hakları kavramının ülkemizdeki durumunu ele almaya başlamış, bunu yaparken özellikle cumhuriyet rejimiyle başlayan sürece kısaca değinmiştik. Bu hafta biraz daha günümüze, kadına ve haklarına bakışı irdeleyeceğiz.
Ülkemizde kadın hakları, günümüzde dahi çok tartışılan ve üzerinde yeterince durulmayan, bazen görmezden gelinen, bazen ”kutsal aile” tabusuna sığınılan ve sair şekillerde ötekini yaratma aracı olarak kullanılan bir kavram halinde kalmış bulunuyor.
Her ne kadar eksiklikleri ve ayrımcı noktaları olsa da kanunlarımızda ve altına imza attığımız uluslararası sözleşmelerde kadınların yeterince korunması, ayrımcılığa uğramaması ve sair güvence altına alınmış durumdadır. Buna rağmen sıkça kadınların haklarının gaspedildiği hususu vurgulanmaktadır. Tüm bunların nedeninin işin içine bir şekilde girildiğinde ataerkil bir toplumun kültürel sorunu olduğu, kadına bakış açısındaki küçük görme, ikinci plana itme ve benzeri anlayışların yattığı görülecektir. İlginçtir ki bu anlayış ülkemizdeki erkeklerin çoğunluğunda hakim iken, kadınlarımızda da farklı değildir; yani kadın kadını ezen veya bunu hoş gören bir anlayışı da yansıtmaktadır. Tabi bu yetiştirilme tarzından, erkeklerin baskı uygulamasından, toplumsal baskı ve dışlanmadan etkilenerek olsa da eğitimli kadınların çoğunluğunda bile bunu aşamamış halde bir havanın olması oldukça üzücü ve sonuçları açısından kabul edilemeyecek bir gerçekliği ortaya çıkarıyor.Hatta zamanın Aileden Sorumlu Devlet Bakanı, günümüzün de Adalet Bakanı ve hükümet sözcüsü olan Cemil Çiçek’in ‘’Flört fahişeliktir’’ görüşü her şeye karşın bir zihniyet sorununu açığa çıkarmakta. Yani bir taraftan kadınların hakları üzerinden genelgeler yayınlayıp, kanunlar çıkaracaksınız, bir yandan da gerçek dışı ve toplumda derin yaralar bırakacak laflar edeceksiniz; bunlar oldukça ayrımcı ve çelişkili bile.
Ülkemizde kimi olaylar kadın hakları ve örgütlerindeki ilerlemeyi, uyanışı da sağlayan durumlar yaratmıştı geçmişte. Örneğin 1987 yılında bir ağır ceza yargıcının ‘’ kadının sırtından sopayı karnın sıpayı eksik etmeyeceksin’’ türünden çağdışı bir sözü sonrası Dayağa Karşı Yürüyüş Kampanyası yapılması kadın hareketindeki canlanmayı başlatılmıştı. Bu kampanyanın ardından kadın örgütleri kuruluyor ve bir bilinç oluşturulmaya çalışılmıştı.
Kimi istatistiki bilgilere kısaca göz atacak olursak ülkemizdeki ve dünyadaki durumu daha net anlayabiliriz diye düşünüyorum. Doksanlı yılların ortalarındaki bir BM araştırmasına göre , kadınlar, yeryüzündeki barış güçlerinin %64’ünü oluşturmaktadır. Bu oran ülkemizde biraz düşse de yarıdan fazlaya ulaşılması da önemli bir gerçekliktir. Bunun en önemli fonksiyonu, öncelikle şiddette uzak olması gereken kadınlar açısından, barışı ve insani olmayı temin etmektir.
DİSK’in yaptığı bir araştırmada Türkiye’de iş gücüne dahil olmayan her 3 kişide 2’sinin kadın olduğu vurgulanmaktadır. Kadınlar gelenek ve önyargılar nedeniyle iş yaşamının dışında bırakılmakta, iş yaşamında da ilerleme olanağı erkeklere göre oldukça sınırlı düzeyde kalmaktadır.
İzmir Barosu Aile İçi Şiddete Karşı Çalışma Grubu’nun araştırmasına göre, ülkemizdeki kadınların %19.4’ü okuma yazma bilmemektedirler. Yine başka istatistiklere göre kadınlar, dünyadaki toplam gelirin yalnızca %10’una sahiptirler ve fakat buna karşılık olarak üretimin %67’sini gerçekleştirmektedirler. Kadınlar dünyadaki mal ve mülklerin yalnızca %1’ine sahiptirler.
Kadınları ulusal parlamentolarda temsil edilmesi oranı dünya genelinde %15’dir. Ülkemizde bu oran çok daha aşağılarda yer almaktadır. İskandinavya ülkelerinden Finlandiya’da geçen hafta yapılan seçimlerde meclise giren kadın sayısı %40 civarında olurken, bu oranın bizde oldukça gerilerde seyretmesinin temel nedeni kuşkusuzki erkek egemen anlayışın siyasetteki tezahürüdür. Fransa da 1999 yılında Anayasa değişikliği ile siyasi partilerce aday gösterilenlerin %50’sinin kadın olması zorunluluğu getirilmiştir.Buna uymayan partilere para cezası verilmektedir.Ülkemizde ise seçim listelerinde ve parti organlarında kadınların temsili oldukça azdır. Yalnızca ÖDP’de %50, DTP ve SDP’de de %30 kadın kotası bulunmaktadır. Kimi siyasi partilerin bırakınız kotayı, ilçe örgütlerinde bile kadınlara yer vermemesi söze konudur.
Dünya Sağlık Örgütüne göre her yıl dünyada yaklaşık 600 bin kadın gebeliğe bağlı nedenlerle yaşamını kaybetmekte, aynı nedenle 8 milyon sakat çocuk ortaya çıkmaktadır. Bu ve benzeri durumların temel nedeninin yeterli sağlık hizmeti ve özellikle de hayat kurtaran doğum hizmetlerine ulaşamamak olduğu ortadadır. Ülkemizde de ücretsiz sağlık hakkının sosyal devletin ortadan kaldırılmasıyla birlikte çürümeye başladığı, ticari bir meta haline getirildiği düşünüldüğünde ve çocuk ölüm oranlarındaki gerilemeye rağmen bunun halen yüksek bir seviyede olması bu hakkın da ihlal edildiği anlamına gelmektedir.
Bu konu üzerinde daha fazla eğilme ve mevcut araştırmalara ve kanunlar ile uygulamalarına bakmak gerektiği açık olduğundan, bu haftalık yazımızın kesilmesi daha yerinde olacaktır. Özellikle şiddet, türleri, toplumun bakış açısı ve kanunlardaki kadınlar lehine getirilen düzenlemelere önümüzdeki hafta değineceğiz. Bu haftalık da bu kadar.
Saygılarımla.
sepulturk said,
Mart 27, 2007 at 03:26
harcanıyosun burada sana sadece bunu söylüyorum.