03.09.08
Posted in SAYI 27 at 03:08 yapan Satolina
Salome
Çıplaklık ne kadar yer eder bir ilişkide ? Nereye kadar soyunmalı insan ? İç çamaşırları ile kalmak uygun mu olur yoksa her ihtimale karşı bir gömlek geçirilmeli mi üste ? Ben çırılçıplak kalmayı tercih ettim bu defa, çok az utanıyorum gözünü dikip baktığında edep yerlerime. Onun dışında şimdilik bir sorunum yok, tırnaklarını yediği için belki çizemiyor vücudumu, dişleri de sivri değil ısırsa da kanamıyorum, canım acımıyor, çıplaklık rahatsız etmiyor. Aptal cesareti taktım saçıma, yakıştı gibi; korkmamı engelliyor, gülümsetiyor, düşünmüyorum, düşünemiyorum…
Bir yolu, bir adabı vardır ilişki yaşamanın; tanışırsınız, flört edersiniz - o esnada kadın aramaz, fazla ilgilenmez, sorun çıkartmaz; erkek ise tüm marifetlerini sergiler kadını elde ettikten sonra bir daha asla göstermeyeceği marifetlerini - sevgili olursunuz, zaman geçer sevişirsiniz - sevişmeden önce birbirinizi tanımanız gerekli, bakalım anlaşabiliyor musunuz, sevebiliyor musunuz birbirinizi - ve devam eder. Her şey aslına uygun olmalıdır. “Asıl olan ne” midir ? Bilmiyorum; birileri bir şeyi asıl kılmış ve herkes aslına uygun şekilde kendi ilişkisini yaşamaya çalışıyor; evlenmeden çocuk yapılmaz, erkekten duymadan kadın “seni seviyorum” demez, kadın seksten bahsetmez, seksi sevmez, erkek koruyucudur, kadını korur kollar, garsonla erkek muhattap olur, kadın erkeğin yanında hesap istemez, kadın oturmasına kalkmasına dikkat eder, aman beli açılmasın, donu görünmesin; erkek her istediğini yapar kadın daha edepli olmalıdır, kadın sarhoş olmaz, aynı evde yaşanmaz, her şey bir anda olup - bitmez zaman gereklidir bazı şeyler için, kimi ne zaman seveceğime ve sevdiğimi söyleyeceğime asıl olan karar vermiş zamanında, boyun eğmek düşüyor bize, yoksa erkeğin gözünde ucuz bir kadın olursun ve erkek seni sevemez, geçmişin temiz olmalı, değilse bile sır olmalı en fazla üç erkeğe yer var bir kadının hayatında; tüketme erkenden, çok vakit geçirme, özgürlük tanı, kendi ile başbaşa kalsın, özel uğraşları olsun, ikinizin ayrı hayatları olsun, bağımlı yaşamayın, tüketmeyin (ah pardon bunu söylemiştim)…çok yorucu değil mi ? Sanırım değil ki hala devam ediyor bu yollar, yordamlar. Beni içine almıyor bir türlü, bir kaç defa denedim, bıraktım kendimi ağzından midesine; yok olmadı kustu beni, yine aynı yere düştüm, dışlıyor beni bu dünya. Sanırım yeterince temiz görünmüyorum bembeyaz ilişkilerin içinde!
Ne mi oldu? Âşık oldum. Bütün giysilerimi çıkarttım attım âşık olunca. Madem öyle hiç bir bez parçasının vücuduma müdahale etmesini istemiyorum. Madem âşık oldum; artık örtünmenin bir anlamı kalmadı; biri içimi görmeyi başardı. Kat kat giysilerin altından - çok üşürüm ya ben - görmeyi başardı tenimdeki pürüzleri, sarılığı, matlığı… Pürüzsüzlüğü, canlılığı, yumuşaklığı… Ben de çıkarttım attım her şeyi üzerimden; “Dokun.” dedim, sen dokun, sen dokunabilirsin, seni seçtim dokunman için, barajı bir sen geçtin, al simdi beni ve dokun. Kime mi âşık oldum ? Sadece ara sıra buluşup seks yapmayı planladığım birine; evet “fuck buddy”me. Üç haftadır her sabah onunla açıyorum gözümü; gözlerine bakıyorum mutlu oluyorum. Öyle güzel ki gözleri… Çoğu zaman çok güzel de bakıyor ama bazen boşluğa düşüyor, kararıyor, göz bebekleri küçülüyor; anlıyorum, onun kendi dünyası var yine oraya gitmiş ama yalnız hissetmiyorum kendimi hemen geri geliyor çünkü, elimi tutuyor yine güzel güzel bakıyor. En çok onu öperken koklamayı seviyorum, dört paket sigara içip de sigara kokmayan tek insan, belki de insan değil. “Aklımın bana bir oyunu mu acaba bu?” diyorum, hâlbuki doktor şizofreniye çevirmez demişti (bu da ne; grip oldum bel soğukluğuna çevirir mi gibi), korkuyorum ya onu ben yarattıysam. Sonra geçiyor, hemen geçiyor. Mükemmelimi bulamayacağıma tam olarak inandırmıştım kendimi, hayat anlamsızlaşmıştı hepten - evet dünya isleriyle alakam yok benim, tek derdim mükemmelimi bulup hayatımın tamamını onunla geçirmek, gerisinin bir önemi yok - intihar eşiğinde tökezlemeyi bekleyebilirdim gelmeseydi, görmeseydim. aynaya bakıyorum onunla konuşurken, kendime aşığım, aynadaki yansımam o hem de hep olmak istediğim formda;”erkek”, böylece ona da aşığım. Kendime olan aşkımı iki ile çarptım. Peki ya kendimden nefret ettiğimde ne olacak? Yok düşünmüyorum, sanki bir daha asla kendimden nefret etmeyeceğim, sanki artik hasta değilim ben. Bizi tanıyanlar yakıştırmıyorlar aşkı bize; o sadece bütün kadınlarla seks yapmak isteyen bir duygusuz, ben kimseyi umursamayan sadece erkekleri kullanıp atan başka bir duygusuz. ne kadar da çok giyinmişim! Artık çıplağım, kurtuldum ağırlıklardan, o aptal yün kazak çok kaşındırıyordu zaten beni, şimdi kendimim.
“Soyun da gir koynuma
Ten(r)im ilaçtır benim.”
Belki sadece yanılıyorum; her şey benim abartmam, benim taşkınlığım, benim aşkım, benim tutkum, benim bir solukta içime çekme isteğim, benim sömürgem, benim halüsinasyonum, benim karakterim, benim oyunum, benim filmim, benim müziğim, benim deliliğim…
Seni sevdim,
“Çocuk”.
Dokun göğsüme,
Al ağzına,
Em,
Bütün sütüm senin artik.
Bitir
Doymadan
Bitir!
Varsın olsun; o gitti, beni sanrılarımla baş başa bıraktı. Hayattan, kendimden, erkeklerden, aklımdan, vücudumdan, yüzümden, ellerimden, ahlaksızlığımdan daha da nefret etmeme neden oldu. Düşürdü beni, itti, paramparça etti, kanattı, dizlerimi kırdı… Varsın olsun… Bacaklarım olmadan da kalkmayı öğrenirim, dizlerimi kendim alçılarım, kopan parçalarımı yeniden biçimlendiririm, pansuman yaparım saf alkolle, başaramazsam ateşe veririm kendimi küllerimden yeniden doğacağım nasılsa!
Ve başladı “En güzel hikâyem”.
Permalink
etom said,
Mart 10, 2008 at 16:20
ve hakim gülümsedi, tanıklara baktı,
usulca kalktı biri.,,”evet hakim bey, dedi, “ben de tanık oldum bu çalınan hayatlara”