12.29.06
Hayatımın Aşkı
Yazan: TürkçeKarakter
Her gün aynı eziyeti çekmekten ne kadar usandım tahmin bile edemezsiniz. Kapı açılıp da ilk önce onun gölgesini fark ettiğim an kalbimin ritmi hızlanıverir. Dizlerinin aşağısına kadar uzanan eteğinin kıvrımları her adımında dalgalanarak bacaklarının biçimini sergiler. Saçlarıysa sırtına doğru kat kat dökülür, bir tutamı da yüzünün sol tarafını örter ve güzelliğine güzellik katan bir gizem verir. Güneşten yansıyan gün ışığı saçlarının her teli üzerinde ayrı ayrı hareler oluşturur, benim ise tam bu anda gözlerim kamaşır.
Bilemezsiniz ki ne acı bir haldeyim. Odanın içine yürüyüşüyle içime soluduğum havanın kokusu değişir sanki. Sabah olunca pencerenin perdesini açar, güneşin taze ışıkları yüzüne yansır ve gün ışığına benzeyen yüzü daha bir aydınlanır. İşte onu o anda görmelisiniz. Bakmaya kıyamayacağınız kadar güzel, aklınızdan çıkaramayacağınız kadar etkileyicidir. Bu sahne karşımdayken olduğum yerden harekete geçip onun üzerine doğru akmak, saçlarını okşamak ve teninin kokusunu içime çekmek için tarifi imkânsız bir arzu duyarım. Ah, ama ne mümkün! Benim sadece izlemeye iznim var.
Pencereyi açıp bahçesindeki yeşilliğin kokusunu daha çok hissedebilmek için göğsüne kadar dışarı sarkar. Allahım, her hareketinin ayrı bir güzellik olduğunu görememek için kör olmak gerekir. Bunu düşününce kör olmadığım için Allah’a şükrediyorum. Sonrasında masanın bitişiğindeki geniş koltuğuna oturur ve eline bir kitap alır. Sayfaları çevirişi, kitap okurkenki hali, ara sıra gözlerini kapatan saçlarını arkaya atışı bile kalbimi yerinden hoplatır. Bu sahne ise yarım saat devam eder. Usulca kalkar koltuğundan. Gardırobunun olduğu köşeye doğru yürür. Ve o gün boyunca ne giyeceğine karar vermek için birkaç dakika boyunca kıyafetlerinin önünde öylece durur.
Kararını vermiş bir şekilde kolunu gardırobun içine sokar. Her biri ayrı güzellikte olan kıyafetlerinden birini alır. Ve yine gardırobun önünde soyunup giysisini üzerine geçirir. Bu an boyunca neler hissettiğimi nasıl anlatabileceğimi bilmiyorum. Galiba bunun için kelimeler aciz kalır.
Böyle bir güzelliğin karşımda sahnelenmesi bana sunulmuş en değerli hazine değildir de nedir, sevgili okuyucu? Bunun için Allah’a şükrediyorum. Ona dokunabilmek, biraz daha ileri gidip sarılmak ve hatta belki de ipeksi yanaklarına bir öpücük kondurabilmek için dünyaları verirdim. En azından bu güzelliği görme lütuf’una sahip olduğum için de kendimi dünyanın en şanslı insanı olduğuma ikna edebiliyorum. Sahip olduklarımızla yetinmeyi bilmek lazım kimi zaman…
Giyinip dünyanın en güzel varlığı olduktan sonra büyük aynanın karşısına geçer. Tarağını ellerine alır, ışıl ışıl parlayan saçlarına sürmeye başlar. O tarak o ipek gibi yumuşak saçların içinde süzüldükçe odanın içi aydınlanır. Sanki bu güzelliğin doğurduğu bir fırtına evin içini sarar; çünkü bu anda nefesimin kesildiğini hissederim. Ve içimden sayıklamaya başlarım: tatlım çok güzelsin… hayatım seni seviyorum, lütfen duy beni… biliyorum, dünyanın merkezi sensin ve eğer sen olmasaydın benim ruhum değersiz bir sisten öteye geçemezdi…
Saçlarını taramayı bitirdikten sonra bana doğru yürür. O anda artık ayrılık vaktinin yaklaştığını bildiğim için kalbim parça parça olur. Elini çantasının içine sokar ve biraz karıştırdıktan sonra çıkarır. O anda tam karşımda durur. Bana doğru bakıp gülümser. Parmaklarının ucundaki bozukluğu her zamanki gibi ağzımdan içime doğru yollar. Önceki günlerden birikmiş bozuklukların üstüne düşen bozukluk her gün duyduğum metalik sesi tekrarlamış olur.
Hayatımın aşkı, parmak uçlarını ağzıma dokundurur ve arkasını döner. Kapıyı açıp adımlarını dış dünyaya atar ve akşama kadar beni yalnız bırakır.
Ah, Allahım, bu nasıl bir his…
b.g.a.t. said,
Aralık 30, 2006 at 10:37
Etkileyici tasvirler, şaşkınlık verici sembollemeler… Özellikle bu sahneleri anlatan objenin ne olduğu konusunun açıklığa kavuştuğu paragraf beni şaşırttı. Tebrikler:)