04.06.08
The Eternal Destiny Of Orions Vol. 4
Serpens
Blacksoul’un ordusunda bölükler vardı. Her birinde aynı çeşitte ve aynı sayıda askerler vardı. Hepsinin başında da en acımasız komutanları… Bu bölüklerime büyücüler destekliyordu. Tüm gücüyle şehre doğru yürüdü. Ordu iki düz hattan ibaretti. Arkalı önlü yaklaşık on bin kişi kadar vardılar. Hepsi kana aç öldürmeye aç katiller…
Rybad’ın birliklerinin merkezinde “Rylane” denilen savaşçılar vardı. Bunlar Rybadian’ın en onurlu şövalyeleriydi. Hayatları boyunca şehri ve krallıklarını koruyacaklarına dair hayatları üzerine yemin etmiş insanlardı bunlar. Hepsinin bir başka yeteneği vardı. Kimi kısacıktı ama çevikti, kimi ise devasaydı. Hepsi neredeyse farklı bir silah kullanıyordu ama her birinin taşıdığı kalkan Rylane kalkanlarındandı. Sayıları yaklaşık 1500 kadardı. Ordunun kanatlarında ise Rybadian’a bağlı klanlar vardı. Başlarında ise klan liderleri… Neredeyse 3500 küsur kadardılar. 35 tane klan bayrağı mevcuttu. Bu da tüm klanların eksiksiz katıldığının işaretiydi. Bazı klanlar büyücü klanlarıydı, bazılarında ise her çeşit insan vardı. Bu hattın hemen arkasında da sıralanmış 2000 tane asker ve büyücü vardı. Çoğu şehir muhafızlarından oluşuyordu. Ancak içlerindeki şehir gönüllülerinin de sayısı azımsanacak kadar değildi. Ve bu koskoca ordu ölmek için Lord Rybad’ın tek sözüne bakardı.
Savaş alanında neredeyse herkes atlıydı. Büyücülerin çoğu binek kullanmıyordu. Ancak kullananları da vardı ve bu bindikleri binekler daha önce neredeyse hiç görülmemiş tipten yaratıklardı. Blacksoul’un büyücülerinin bi kısmı yasak olan Kara büyüleri biliyordu ve kullanmaktan çekinmiyorlardı.
Rybad’ın ordusu iyice hızlanmaya başladı. Aynı şekilde diğer orduda hızla onlara doğru geliyordu. Rybad’ın işaretiyle ordunun sağ ve sol kanatları biraz yavaşladı akabinde Rylane şövalyeleri hemen bir üçgen oluşturdu. Peşinden aynı şekilde ordudaki kanatlar üçgen şeklini aldılar. Şimdi adeta yaydan fırlamış üç tane ok misali sivri ve hızlı bir biçimde, bağırışlar içerisinde düşmana doğru ilerliyorlardı. Rybadian surlarının ilerisindeki ilk gözetleme kulesinin yakınlarında temas kuruldu. İlk olarak Rylane birlikleri Blacksoul’un ordusunu tam ortadan, adeta bıçak gibi keserek ikiye ayırdı ancak devamında ise Blacksoul’un ordusunun ikiye ayrılan sağ ve sol kısmı orderları çember içine almayı başarmıştı. Tam çember kapandığı anda British’in sol kanadı kapanan çemberi aynı şekilde yararak açmaya başladı.
Rybad birliklerinin sol tarafında işler yolundaydı ancak sağ kanat için aynı şeyi söyleyebilmek mümkün değildi. Sağ kanattaki birlikler hızlı bir şekilde düşmanın içlerine kadar ilerlemişlerdi ancak Rylanelere ulaşamadılar. Ve bu düzensiz ilerleme kayıplarla sonuç buluyordu. Rylanelerin sağındaki birlikler arada sıkışmıştı. Sol kanatta her şey istenildiği gibi gidiyordu fakat sağda ise çok kayıp vardı.
Rybad sağ ve soldan Blacksoul’u sarmak isterken Rylaneler içerde kalmıştı ve sağ kanat ağır kayıplar vermeye devam ediyordu. Artık herkes, her şey birbirine karışmıştı. Savaş çok acımasız devam etti. Nerden geldiği belli olmayan oklar birer birer meydandakilerin canlarını alıyordu. Bağırışlar, çağırışlar. İnsanların kulaklarını sağır edercesine atılan çığlıklar. Büyücülerin çıkarttığı yaratıklar, yapılan kara büyüler etrafı cehenneme çevirmişti. Savaş alanındaki herkes vahşice birbirlerini öldürüyordu. Kesilen kafalar, kopan kollar, bacaklar, dışarıya fışkırmış organlar, akan kanlar…
Yerler kan gölü olmuştu. O sırada hafif hafif yağmur çiselemeye başladı. Rybad’ın sağ kanadı savaşın sonunu görebilecek kadar dayanamadı ve tamamı cesurca savaşarak can verdi. Geride klanlarından sadece yerde kanlara bulanmış bayrakları kaldı. Aynı şekilde Blacksoul’un da sağ kanadı zayıflamış ve çökmüştü. Savaş bu şekilde akşama kadar devam etti. Meydanda kimsenin içinde herhangi bir duygu kalmamıştı. Sadece içgüdülerini dinliyorlardı. Herkes insanlıktan çıkmıştı. Akıllarındaki tek şey karşısındakini vahşice katletmekti.