04.06.08
Sürreal
Salome
Anahtarı aldım, montumu giydim, baktım telefonum cebimde, para ve kredi kartı, çıktım evden. tek korumam kask, bindim, çalıştırdım, ısıttım ve gaz verdim. Kaldırımdan aşağıya indim, önce sağa sonra sola döndüm, çevre yoluna çıktım ve gazı açtım… Yağmur yağıyormuş sonradan fark ettim üşümeye başladığında bacaklarım, kayma tehlikem var, umurumda da bu defa. Temiz beynim, hiç alkol yok.
Artık alkol yok. Bagajımda boş bira kutusu duruyor; bilmiyorum neden ama atamadım hala. Bırak kalsın kime ne zararı var, yer de kaplamıyor. 2 saat 20 dakikadır yoldayım, mola versem iyi olacak, hem sıcak bir şeyler içerim… Benzin de koysam… Üşüdüm ve de ıslağım… Yolculuk Tibet’e. O yüzden “sağ”dan gidiyorum. 140 sene yaşayacağım; çok uzun bir zaman. Ölüm korkumu yeneceğim böylece. Uzun vadeli planlar yapamıyorum ya o sebeple! Neyse biraz içim bunaldı yine, yalnız yolculuk yapmak o kadar da keyifli değil her zaman. Bir itirafta bulunmak gerekirse ilk deneyimim bu, ilk defa yalnız uzun bir yolculuğa çıkıyorum. Daha önce çok uzaklara gittim, ama yanımda hep birileri oldu ya da keyfi değildi seyahatler. Şimdi sadece kendimi aldım; etlerimdeki kesikler ve çizimler ile. Vardığımda ilk iş iğneler batırtacağım vücuduma; el yapımı, gerçek sanat… Daha çok var, yola koyulsam yeniden iyi olacak, çişimi de yaptım. Hiç bir engelim yok…
Su kamyonlar mahvediyor yolları, tam ortadan almak zorunda kalıyorsun, sol şeritten gidemem çok Yağmur var. Otoyol bulmalıyım en kısa zamanda. Etrafıma bakmaktan kendimi alamıyorum; ayçiçeği tarlaları; dev eşek arıları sizi, mor çiçekli ağaçlar - isimlerinden bana ne - yıkanmış otlar, tozdan kirden arınmış, yeşilin en yoğunu, kimin gözleri acaba ? Arkamı dönüyorum gülümsüyorsun. Birden çöle dönüşüyor sağım solum, yol düzleşiyor, yağmur duruyor, turuncu ve gri hâkimiyette, gökyüzü bile maviliğini yitirmiş. kamyonlar nerede; biraz önce konvoydu ya ? Su! Peki susarsam ne olacak ? Yanımda sadece bir litre var, burada benzin istasyonu bulunur mu ki ? Panikleme! Paniklemiyorum zaten ahmak, kaç defa gördün beni paniklemiş. Hım ne diyecektim; dun okudum, var olduğumu anlamak için kendime fiziksel zarar veriyormuşum. İlk defa duydum; tüylerim ürperdi… Sıcak hava gerçekten sıcak, montumu çıkartmalıyım. Duruyorum, iniyorum, çıkartıyorum üstümdekileri, sadece beyaz bir t-shirt ve kot pantolonum. Sarı tenime renk gelecek böylece. Etrafıma bakıyorum. O da ne! Solumda kum tepelerinin arasından çıkan bir ATV, dur bir tane daha, hayır hayır 2 tane daha. Nereden geldiler böyle ? İzlemeye koyuldum, bir tanesi durdu, üzerinde iki kişi, arkadaki indi; gözlerimi dikiyorum; yakınlaşıyor görüntü; yanık tenli bir kız o inen; üzerinde asker yeşili dizin hemen üzerinde biten kargo bir şort, sarı beyaz eğik çizgili bir bluz ve parmak arası kahverengi plastik terlikler; saçları oldukça dalgalı hatta kıvırcık, kumral, uçları güneşten sararmış gibi, yüzünü dönüyor. Dur bir dakika; başım, başım…
— Kanı durdurmak lazım; al su bezi bastır üzerine, neyse ki çok derin değil kesik. Nasıl oldu bu anlat ?
— Bilmiyorum, o kıza bakıyordum, yüzünü dondu, kendimi gördüm, birden başımda bir ağırlık hissettim, ellerim uyuştu ve sonrasını hatırlamıyorum.
— Acıyor mu ? Şimdi biraz alkol dökeceğim üzerine, mikrop kapabilir.
— Dur! Bana ver ben dökeyim; o zaman acımaz.
— İyileştim ben gidiyorum, teşekkür ederim yardımların için.
— Ama nereye ? Biraz daha kalsaydın… Nasıl demeli… Ben çok yalnızdım burada…
— Anlıyorum ama daha fazla kalamam, keşke kalsaydım ama beni bekliyor, Tibet’e gidiyorum…
— Beni unutma o zaman!
— Üzgünüm; ben unutmaya gidiyorum…
“Şurada duralım; yeşilin tonu beni benden aldı, biraz cimlere uzanmak istiyorum”… Soyunup bırakıyorum kendimi yeşile, kollarımı ve bacaklarımı acıyorum, uykuya dalıyorum. Küçük bir çocuk çıkıyor bacaklarımın arasından ansızın, acı yok, sancı yok. “Sen de nereden çıktın böyle, kimsin ?” diyorum, gülümsüyor ve bir anda uğur böceğine dönüşüyor bacaklarımın arasına geri donuyor, içime giriyor, hissediyorum, Gıdıklıyor ayakları ve uyumaya devam ediyorum. Telefonun titreşimine uyanıyorum; “Efendim ?” “İyileştim hadi gel.” diyor bir ses, “Yoldayım.” diyorum… O geliyorum zannediyor hâlbuki ben gidiyorum… Okyanus kıyısı, uzanıyoruz kumlara, kızgın değil boşuna hayal kurma; burası Atlantik, aylardan temmuz, üşüyebilirsin bile. Rüzgâr esiyor; isimlerini bilmem ki ben, ama anlıyorum ardından fırtına getirecek cinsten değil! Altımda 4 sene önce sana hediye edilmiş D&G havlun -ah! ne kadar da düşkündün isimlere- o hediye etmiş, onca sene kim bilir neler getir miştir, belki öpmeyi çok sevdiğim ellerin bile ondan hediye, neyse artık umursamıyorum… “Serin.” diyorum “Öyle ama alışırsın.” Diyor -asla sarılmazdın zaten- gülümsüyorum, olduğun gibi kabullenmeye çok uğraştım seni ama arada sırada nevroza giriyorum biliyorsun. Sen beni büyüttün adam, ama simdi ben yeniden o savunmasız, aptal kız çocuğum, ilgiye muhtaç her zamankinden daha da fazla. Harika bir salata ısmarlıyorsun bana, Atlantik kıyısında, tadı damağımda hala o karideslerin, o ülkede her şey ayrı bir güzeldi zaten. Denize girmek istiyorum, ama çok ürkütücü dalgalar, buz gibi su, lacivert yutabilir beni, vazgeçeyim en iyisi. “Gidelim mi ?” diyorsun, “Tamam” diyorum. Ama artık seninle sevişemem, nedenini sorma lütfen; canın acır. “Lucid is over!”
Ben yoluma devam etmeliyim… Tibet… Beni bekliyor, telefonumu fırlatıyorum, param bitmek üzere, benzini kredi kartı ile hallederim varınca onu da kırıp atacağım. Para ile ilgili her şeyi atacağım, turuncu bir beze sarıp vücudumun alt kısmını portakal soyacağım günlerce, memelerim kararacak, yüzüm çillenecek, saçlarım iyice sararacak, belki gözlerim bile yeşerir ve ben “biz”i akıtacağım içimden. Tibetli bir rahibe âşık olacağım, karşılıksız kalacak aşkım ve ben öfkemi yeneceğim. İç organlarıma masaj yapmayı öğreneceğim, fikr-i sabitliğimi eriteceğim, kaslarımı sıkılaştıracağım, yüzümü gereceğim, iyi ve kötüyü iç içe geçireceğim, bölmelerimden kurtulacağım, vücudumdaki dövmelerle tutarsızlık sergilemeyecek tavırlarım, kendime zarar vermeyeceğim, ruhumu ve bedenimi soğuk sularda yıkayacağım ve geri döneceğim avuç içlerim sapsarı.
Uzun zaman önce çıkmışım bu yolculuğa ben; psikoz eşiğinde kıvrandığım bir an olabilir mesela çünkü hafızamda yer etmemiş. Çok mola vermişim uzatmışım yolu. Seneler sürmüş molalarım ve ne yazık ki her defasında
Çimlere uzanıyorum yeniden… Nemli toprak kokusu… Yeşilin en güzel tonu…