Bilgi Sozluk'te ogrenmek istediginizden daha fazla $ey var!
Bilgi Sozluk

03.16.08

Sana

Posted in SAYI 28 at 13:15 yapan Satolina

Salome

 

 

Eve yeni geldim, saat 00:00, dilek tutmuyorum, tutacak dileğim yok artık. Bir şişe bira olsa da buz gibi, açsam içsem ama toksinlerden arındırıyorum vücudumu, içmesem daha iyi sanki. Müzik dinliyorum; biraz depresif olsun istedim, olsun ki yazabileyim. Bir şeyler içmem gerekli, birazdan geleceğim… Su, bir bardak su, sanırım ihtiyacım var. Yakında kendi dünyamdan çıkmam gerekecek, diğerlerinin dünyasına adapte olmam gerekecek; sabah kalkmam, işe gitmem yani sıra sınavlara girmem ve ben nasıl başaracağımı bilmiyorum. Âşıkken insana kolaylıklar sağlanmalı, mesela; işten izin vermeliler “aşk izni”, 6 ay kâfi, “6 ay al sevgilini gez, sarıl, kokla, öp, sev, uyu, iç, ye, maaşın aynen her ayın dördünde yatacak hesabına”.

Doğum izni var da aşk izni neden yok  ? Aşk da çocuk gibi değil mi  ? Onun da bakıma ve sevgiye ihtiyacı yok mu ? Hım ama sanırım siz 24 saatin 25 saati beraber kalınca aşkın tükeneceğine inananlardansınız değil mi  ? Çoğunluk sizin gibi düşünüyor olsa gerek ki “aşk izni” yok…”gel bakayım sen buraya neden sınava gelmedin  ?”…”Ah evet aşıksın, onunlaydın, uyanmak istemedin, anladım gözlerinden; peki gel o zaman ne zaman istersen sınava alayım seni”… Neden kimse aşkı önemsemiyor  ? Dünya işlerine bu kadar mı girdiniz, bu kadar mı ciddiye aldınız hayati ? Sanırım ben büyümedim, büyüyemedim, annem 5 yaşımda bırakmış beni, nerede bilmiyorum, neden hiç bilmiyorum; “Merhaba, ben beş.”…

 

Aşk insanı başkalaştırıyor, “asla”ların yüzü kızarıyor; “sevmem”ler kaçacak delik arıyor; kurallar, prensipler alt üst oluyor. “El ele tutuşan çiftlerden nefret ederim, kitlenmiş gibi, insan özgürlüğünü böyle prangalamamalı” bir ay önceki ben… Şimdi ben elini bırakmak istemiyorum, şimdi ben sarılmadan uyuyamıyorum, şimdi ben öpmeden duramıyorum, şimdi ben kendimi unuttum, şimdi ben dünyama aldım bir başkasını, şimdi ben kendimi gösterdim, şimdi ben yalnız kalamıyorum, şimdi ben onsuz nefes almak istemiyorum. Aşk insanı Kaf Dağı’na çıkartıyor aynı hızla yerin yedi kat dibine çakıyor; aşk “borderline”, aşk deli. Eve geldim, nerede olduğunu merak ettim, merak ettikçe nefes alış verişim hızlandı, göğüs kafesimde bir ağrı hissettim, beynim karıncalandı, kulaklarım uğuldadı, mideme asit döküldü, yandım… Evet, ben hislerimi diğer insanlara göre daha yoğun yaşıyorum ama bu kadar olmadı hiç, sanırım olup olup dirileceğim, belki böylece ölüm korkumu da yenerim.

 

Annemle kavga ettik, sorumsuzmuşum, serseriymişim, aile nedir bilmiyormuşum ben; kardeşime örnek, anneme yardımcı olmuyormuşum; babamı özlemiyormuşum; hayatı ciddiye almıyormuşum; hayat bu değilmiş, gördüğümde çok geç olacakmış; çok yalnız kalacakmışım; çok bencilmişim; kim beni istermiş ki, baş belasıymışım, keşke doğurmasaymış beni; bu evden gitmeliymişim artık, maddi manevi yükümü istemiyormuş; ben yanlışmışım, her şeyim yanlışmış, hainmişim, dayım gibiymişim, hayırsızmışım; “Ben kara lekeyim.”, kız evlat gibi olamamışım hiç; çok üzmüşüm, her şeyi hayır kurumlarına bağışlayıp huzur evine yerleşecekmiş, bir bok bırakmayacakmış bana, ne halim varsa görecekmişim…5 yaşında anlamaya başlasam 21 yıldır duyuyor oluyorum bunları, ne kadar da güzel büyümüşüm! “Hayırsız evlat.”… Daha insan dogmadan cinsiyeti belli olur olmaz üzerine sorumluluklar, misyonlar yükleniyor anne-baba tarafından;” hah kız evlat yardımcı olur büyüyünce bize bakar”,” ah ‘erkek oğlum’ benim, gururum, babasının işinin başına geçecek”, isim koyuyorlar düşünmeden acaba beğenir misin-beğenmez misin, kimse özgür doğmuyor, hep bir başkasının elini hissediyor tepesinde. Kontrol; birilerinin kontrolü, mikro kontrol; insan, makro kontrol; yaratıcı… Dayanamıyorum, zaten pek izin verdiğim de söylenemez, sadece benim dünyaya gelmeme yardımcı oldukları için - ki bana kimse sormadı fikrimi - minnet duymam ve hayatımı onların mutluluğuna, tatminine mi adamam gerekli ? Yoo, hiç sanmıyorum, üzgünüm anne istediğin evlat olamıyorum, çünkü ben varım! Senden uzaktayken sanki her şey daha iyiydi… Bir devir kapanırken yenisi mutlaka açılıyor; 22 yaşında kendimi fethettim, 25 yaşımda sömürge altına girdim, 26 yaşında bağımsızlığımı ilan ettim yeniden, topraklarımı paylaşıyorum şimdi…

 

Farklı hayatlar yasamak benim derdim, geleceğimi bilecek olursam yasamam için bir neden kalmaz, bu heyecan beni ayakta tutan. Ama artik bilemediğim geleceğimi paylaşmak istediğim biri de var, ilk defa var. Sanki hava biraz serinledi; çiçeklere söylemiştim hâlbuki ben erken açtıklarını, yazık olacağını, dinlemediler. Benim gibi! Hayatı anlamaya uğraşmıyorum, sadece ölüm var korktuğum; ne işsizlik, ne hastalık, ne kaza, ne deprem, ne fırtına, ne açlık, ne yaşlılık bu denli korkutmuyor beni. Ölüm “son” demekse eğer, inandığım tanrıya lanetler okuyacağım, ben ölmeden öğrenirsem. Ölüm sonsa eğer evden dışarı adımımı atmayacağım ölmemek için. Farklı hayatlar demiştim, farklı ülkeler, farklı giysiler, farklı bakış açıları, farklı zevkler ve ‘SEN’ yani başımda… Bitene kadar hep sana yazacağım… Bitmesin diye yazacağım…

1 Yorum »

  1. madeline said,

    Mart 20, 2008 at 19:26

    gece oldu sadece ,ama sen güneş battı diye ,kış geldi don vurdu, daha yeni çiçeklenmeye başlayan dalların donup,ölüp gidecek zannediyorsun minik kuş..
    bahar daha yeni başlıyor.sadece beklemen lazım, güneş yeniden doğacak,bekle biraz..

Leave a Comment

You must be logged in to post a comment.

Bu sayfanin toplam okunma sayisi. 59
Bu sayfayi $u anda okuyan ki$i sayisi. 1
Bu sayfayi ayni anda okuyan en cok ki$i sayisi. 2
Bu sayfanin bugune ait okunma sayisi. 0
Bu sayfanin en son okunma tarihi. 2008-05-16 09:25:21
Toplamda en cok okunan yazilar. Bugun en cok okunan yazilar. Bu ay en cok okunan yazilar. Bu hafta en cok okunan yazilar. Gecen hafta en cok okunan yazilar. Toplamda en cok okunan sayfalar. Bugun en cok okunan sayfalar.