04.06.08
Oyuncak
Abraxas
Sabahtan bu yana yağan kaçıncı yağmur emin değilim, güneşin göz kırpmak üzere hazırlandığı çok belli. Bulutlar paramparça. Mevsim kendini ruhlarımızda yaşatmaya başlayalı haftalar oluyor.
Baharın hormonsal etkisi damarlarımızda ufak bir titremeye neden olmakta zaman zaman; “Ah şu kız ne güzel kokuyor!”, “O ne be ? Lenstir o gözler, o kadar mavi olmamalı oğlum!”. Evet, sevginin, arkadaşlığın yandan yemişi, belki düşmanı, belki dostu aşktan söz ediyorum. Kavramlar önem kazandıkça mı kısalıyor, yoksa aşk’ın üç harfli olmasının başka bir sebebi mi var, bilmiyorum.
Aşk’a dair milyonlarca, sayfalarca tanımlar yapıldı. Nice şiirler yazıldı, belki en güzel kompozisyonlar ya da parçalar kalpte hissedilen bu üç harf için yazıldı. O yüzden bunlara yenilerini eklemek değil niyetim.
Çükümü ilk fark ettiğim günden başlamak istiyorum. O ana kadar, muhtemelen kızların sadece anne oldukları zaman çocuklarına süt depolamak için büyümüş memelere sahip, saçları uzun homo-sapiens’ler olduğunu zannetmekteydim. Kuzen yeni doğmuş, sevmeye gitmiştik güya, her şey o lanet bebek kakası kokusuyla başladı. Çocukluğumdan beri bir ev insanı olma dürtüsüne sahip olmamdan mütevellit, işlemi izlemeye karar verdim. Hem bana lazım olacaktı elbet. Fakat kaka temizlenirken benim gözlerim başka bir şeyi aramaktaydı, karıncayiyen burnuna benzeyen çiş yapma hortumu. Hayır! Bulamadım, başka bir şey! Lan ? O ne ? Kâbus başlamıştı, çok geçti. N’apayımdı ?
Tuvalete koştum, indirdim bahçıvan pantolonumu. Baktım, baktım, baktım. Sonrasını French Kiss dolu Tarık Akan filmleri, gece kuşakları, derken derken Aydemir Akbaş izledi. Evet, kuzenlerime sarkıntılık ettim, komşumuzun kızının poposunu sıktım, büyüyordum çünkü. “Erkek” olmam lazımdı. Erkekler popo sıkar, dudaktan öperdi.
Diyarbakır’da kreş zamanları… İnsanları coğrafyalarına, ırklarına göre ayırmak hoş olmayabilir ama Diyarbakır genel olarak esmer insanlar barındırmaktaydı. E memesi büyük saçı uzun olanlar da insan olduklarına göre, basit bir Aristo mantığıyla Diyarbakırlı kızların genel itibariyle esmer olduğu gerçeğine varabiliriz. Bütün bu esmerlerin içinde, Manisa’dan tayin edildiklerini bildiğim, sarı saçlı bir kızı hatırlıyorum. Demet… İlk aşk, yapılan en büyük hata, hayatta yanlış dönülen ilk dönemeç. Bütün bu kusurların Demet’le en ufak bir alakası yoktu, sadece hayatımda yanlış zamanla var olmaya ilk o zaman başladım. Daha sonra büyük olayların ritmiyle ilerlesem bile, hayatın ritmini hiç yakalayamadım. Evet, çüküm vardı, üstelik onu seviyordum, e erkektim kimseyi öpmesem de az popo sıkmamıştım. Amma ve lakin Demet başkaydı. Onun poposunu sıkmamıştım veya dudağından öpmek hiç aklıma gelmedi. Değişik bir duygu, hiç söylemedim ona zaten. Korurdum onu, o rolü ben daha ilk aşkımla öğrendim. Kişi başına oyuncak miktarı yeterli olmayan 2 sene öncesinde açılmış kreşte Demet’in yıl boyu hep oyuncağı olmuştu. Acaba neden ?
Sonraları gerek okuduğum kitaplar gerek yaşadığım hayat, hümanizmi büyüttü zihnimde. Çok hasat verdi zihnim. Ardından ta en başa döndüm; çüklü, çüksüz ayıramıyorum insanlara karşı davranışlarımda. Fakat insanlar hala aynı. Yıllar vücudumuza kıllar ekledi sadece, şimdi büyük memeli uzun saçlıların kıçlarını sıkmıyoruz elbet, arabamızla gezdiriyoruz, ya da hım… Ne biliyim “Mango” ya “Zara” ya filan götürüyoruz. Enteresan tabi, çocuk oyuncağı değil bu işler diye ahkâm kesmek istesem de, her şey aynı, sadece biraz kıllısınız oğlum işte, hala 5 yaşındasınız.
Ben hala birilerinin oyuncaklarla oynamasını sağlamaktayım o ayrı… Elbet oynaması gereken şeyin ‘ben’ olduğumu öğretecek birileri de bana…
Neyse…
Haftaya kadar…
Dağılın!