02.17.08
Nasıl Evde Kaldım ?
Salome
Bir zahmet sessizlik! Rica ediyorum anne senden ilk basta o içindeki gür sesli canavarı bir yarım saat susturmayı başarabilirsen eğer yazacağım; ağzını tıka,
acı biber ye, ne bileyim kandır- kanacağı bir şeyler var ise- yemek yedir dolaylı yoldan hem sen de seversin, belki o biraz da olsa sesini keser, yazacağım dedim. Çıt çıkmasın, onca gürültü içerisinde konsantre olabilmeyi başaran “nice”lerinden değilim ne yazık ki !
Elif Şafak’a fazlasıyla özenmekteyim bu konuda
(özene özene kadının gürültülü ortamda yazabiliyor olmasına özendin ya! Daha ne diyeyim ben sana)…
Harika şimdi bir şeyler karalayabilirim işte ;
Dört aydır yalnızım, evet tam dört ay, koskoca dört ay ; ne bir erkek geldi ne de geçti.”sevgilin var mı?” diye soranlara: “yok inanır mısınız ? Ve hayatımda hiç bu denli uzun sure yalnız kalmamıştım, tam tamına dört ay.” diyorum, gülüyorlar elbette. Gülünecek ne varsa !
Düşünüyorum da eskiden-eskiden dediğim daha dört sene evveline kadar-
ne kadar da kolaydı bir “hayat arkadaşı” (hayat der iken bir ömrü kastetmiyorum mutlaka ki, belirli bir zaman dilimi söz ettiğim) bulmak. Herhangi bir bar veyahut cafe’ye giderdik, hoop,” sağ arka masadaki esmerin gözü sende” dakika bir gol bir olmasa da birkaç saati geçmezdi ki göze kesilirdi potansiyel sevgili ya da göze kestirilirdik potansiyel sevgili olarak biz. Utangaçlıktan- girişkenliğe geçiş süresi hızına bağlı olarak yarım saat ile bir saat arasında masada, bistroda, koltukta olmadı tuvalet kapısında bitiverirdi “potansiyel” merhabalaşma, kikirdeşme ve göz süzme esliğinde telefon numaraları değiş tokuş edilirdi ve temalı yeni sevgili, siz bakalım kaç ay yelkenlere beraber asılacaktınız ? En mühim mesele hangi okulları bitirmiş ve elbette şu anda ne iş yapıyor olduğu idi, gerisi önemsiz. Kaç dil bilir ? Huyu nasıldır ?
Kıskançlığı var mıdır? Annesi-babası kimdir ? Pinti midir ?
Beklentileri ve soy ismi nedir ? Kimlerdenmiş ?
Kardeşleri var mı ? Kimin umurunda nikahıma alacak değilim ya ! Aman sen de anne hemen incik cincik öğrenmek istersin.”Sen yap böyle devam et gidip “ne idüğü belirsiz” heriflerle takılmaya, üç sene sonra bütün arkadaşların evlenmiş ve gitmiş olduğunda göreceğim seni, nasıl taşlara vuruyorsun kafanı, sen daha anne sözü dinleme.”
O anne sözü hiçbir zaman dinlenmedi, ha dinleyenler yok mu ?
Olmaz mı şekerim olmaz mı hiç ! İşte onlar da su anda sıcak yuvalarına yeni yeni varmışlardır saat itibari ile, eşlerine sofra hazırlamaya hazırlanıyorlardır
(yine en iyi ihtimale gidip, evli ama çalışan kadın profili yarattım, daha fazla gelenekçi yaklaşmaya kalkarsam kan şekerim düşecek). Ben ne yapmaktayım? “Hemen saat sekiz olsun da ‘Asi’ baslasın, çok heyecanlı bu bölümü”!
Ünlem, ünlem, ünlem… bip, bip, bip… Tehlike sinyalleri mi bunlar?
Diyorum ki eskiden bakmazdık kimsenin huyuna-suyuna, cismi şekilli olsun yeterliydi. Pardon ama kimse anasından tam teşekküllü doğmuyor hanımlar, hele ki konu erkekler olunca kimi güzel yönlendiriliyor “bilinçli anneler” tarafından ve (moda olan şu tabiri ben de kullanmak istedim) ‘mahalle baskısı’ ile karşı karşıya kalmayacağı bir düzene doğru geçiş yapıyor, kimi ise anne sözü dinlemiyor, gününü gün ediyor, önce biraz hedonizmin büyüsüne kapılıyor, pragmatizmden nasibini alamıyor, realizmin güç veren soğuk enerjisini geç keşfediyor, sonra sinizmin sinik nefreti ile hedonizmden uzaklaşıyor, Sartre ile yüz göz oluyor varlığını sorguluyor, Sylvia Plat’in manik depresifliğine özeniyor, Ayn Rand’in öncülüğünü yaptığı objektivizmden etkileniyor, Simone de Beavuiour ile feminizme kulak kabartıp Virginia Woolf ile “kendine ait bir oda” peşinden gidiyor, Luther ile Calvin arasındaki farkı öğreniyor, yedi ölümcül günahı ezbere biliyor, Permanları örnek alıyor, agnostik mi olsa deist mi kalsa karar (!) vermeye çalışıyor sonunda ise “ecco homo!” (”işte insan”) diyor. Bu sırada onlarca erkek gelip geçiyor, kimisi harika sevişiyor, kimisi eksikliğini hissettiğiniz baba şefkati ile sizi sizden alıyor, göğsünde uyutuyor, kimisi kıskançlığı ile sizi bunaltmak yerine kendinizi değerli hissetmenize yardımcı oluyor (nevrotik misin kızım?!), bazısı parası ile gözünüzü boyuyor, diğer bir bazısı bilgi birikimi ile kendisine hayran bırakıyor… Daha niceleri, nice özellikleri, nice vakit kayıpları, nice tecrübeler, nice alınamayan dersler, nice tekrarlanan hatalar, nice kapatılamayan sevgi boşluğu… “yaş kaç hanımefendi?”( hanımı bırak efendi bile olmuşuz) 27 oldum sanırım hoş herkes “26 diyeceksin” diyor, benim de işime geliyor.
” Ne dedi şimdi bu?”,” Ne demek istedi?”, “Bir bağlantı kurabildiniz mi paragraflar hatta virgül ile enkaza ayrılmış cümleler arasında ?”. Yok ben bile bulamıyorum özünü çoğu zaman, tutarsızlık beynimi hepten ele geçirmiş benim, fikir uçuşması ve konsantrasyon bozukluğu eşliğinde karaladıkça karalıyorum işte böyle. Kafka en sevdiğim yazar; sonunu getiremediği onlarca hikâyesi ile. Sıkıldım, bitiyorum. Haydi, kolay gele !
independence said,
Şubat 17, 2008 at 21:13
Birak ko$ebucak gezmeyi, bul bir namuslu insan evladi evinin kadini ol dedim bunca ay.Dinletemedik.Anne sozu dinlemeyen jedi sozu mu dinlermi$?
Genel arzu uzerine “sozluk bana hayirli kismet bul lan allahsiz” butonu yapacagim sen ve senin durumunda olan nice genc kizlarimiz icin.insanin yuregi ciz ediyor bu yazilari okudukca of of.
alchoburn said,
Şubat 19, 2008 at 14:19
Yazının ana fikri : Kafka’yla Virginia Woolf harika sevişir !!