03.02.08
Posted in sayı 26 at 21:42 yapan Satolina
Ankakusu
Malumunuz ülkemizin gündemi yoğun… Her gün gerçeklestirilen operasyona dair haberler var… Ve şehitler, şehitler… Ve yine şehitler… Ülke olarak operasyondan gelen ve gelecek haberlere odaklanmış iken AKP ve tamamlayıcısı Cumhurbaşkanımız çok farklı konular ile meşguldüler…
Operasyonun ortasında Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül aceleyle üniversitelerde türban serbestîsini onayladı… Konu hakkında kendisine soru sorulan başbakan Recep Tayyip Erdoğan Efendi ise konu hakkındaki bir soruyu ‘Biliyorsunuz şimdi gündemimizde bu konu (operasyon) var’ dedi geçiştirdi… Türbanı kim vurduya getirmek istediler… Kısmen getirdiler de… Gel de şimdi bunların “takiye” yapmadığına inan… Ha gizli hedefleri nelerdir? Bilmiyorum… Ki bir hedefleri olduğu konusunda da şüpheliyim… Hatta iddia ediyorum bunların hedefleri dahi olamaz…
Türbanı böyle bir zamanda onaylama kendilerince siyaseten doğru bir hamle olabilir… Ama adamlığa sığar mı meçhul… Hele Abdullah Gül’ün tahmin edildiği gibi, Cumhurbaşkanı olmasına rağmen bir AKP’li gibi davranması hiç hoş değil… Açıkçası ben böyle bir çizgide gideceğini ummamıştım… Ne yazık ki hala bir AKP’li gibi davranıyor… Kendisine peşin hükümlü davrananlardan değildim oysaki… Neyse…
Yine aynı günlerde çok değerli milletvekillerimizin emekli maaşlarına zam istedikleri haberi yapıldı… Gerçi yalanlandı ama şayet doğruysa bir, iki laf etmek farz oldu… Milletvekilleri emekli olunca 4000 YTL alıyorlarmış… Bu yetmiyor olacak ki 6000 YTL’e çıkarma niyetindiler… Herhalde emekli milletvekillerinin hali içler acısı… Mercedes’in benzin, villanın elektrik, su ve gaz, restoranın yemek, çocuğun harçlık parasını yetiştiremiyorlar… Ey ülkem ağlayacaksın bu fakirler için ağla… Hakikaten bunlar kadar fakiri yoktur yeryüzünde… Çünkü gözlerini doyuramayan ne kadar zengin olursa olsun her daim fakir olmaya mahkûmdur… Oysa o 4000 YTL’den 1000 YTL, hadi o bir kenara 500 YTL eksilse bir hayli bir miktar para başka ihtiyaçlara harcanırdı… Bana kalsa milletvekilliği gönül ile vatan ve millet sevdasına, uğruna yapılması gereken bir vazifedir… Tamam, bu vekillerin bakmaları gereken bir aileleri var ve milletvekilliği bu konuda bir zorluk yaşatacağı için elbette maaş bağlanabilir… Hele hele birçok çürük yumurtanın olduğu bu vazifede maaş bağlamamak daha fazla çalıp, çırpmaya göz yummak olur… Düşünün, bu maaş verildiği halde çalma, çırpma oluyor… Hiç vermesek acaba halimiz ne olurdu?
Recep Tayyip Erdoğan “Ben değiştim.” dediğinde birçok kişi gibi ben de siyasi bir oyun oynadığı kanaatindeydim… Simdi bakıyorum da hakikaten değişmişler… Sadece o değil, hepsi değişmiş… Bunların bir hocaları vardı hatırlarsınız… Fikirlerini tasvip ettiğimi söyleyemem ama evlatlarından daha bir karakterli olduğunu söyleyebilirim…
En azından birini azarladığını görmedim… Aksine güleç ve espriliydi… Ben duymadım şehitlere “kelle” dediğini… Ve yine şehitlerin ardından “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.” dediğini… Görmedim şehit haberlerinin arkasına sığınarak gizliden gizliye siyaset yapma isteğini… En azından ABD ve AB yalakalığı yaptığına da şahit olmadık… (ABD zamanında kullanmış mıdır? Sanırım. Hani şu ‘yeşil kuşak’ olayı) Onlardan icazet aldığına da… Yahu en azından, ne kadar yanlış olursa olsun, adamın bir çizgisi vardı… Bu çizgide ilerledi… Ne diyordu; “adil düzen”… Adamın elinde bir haritası vardı… D’8 diyordu… Neler yapabileceği, yapmak istediği(ve isteyebileceği ki şeriat dâhil) ortadaydı… Ya bunlar bir kenara…
Bu adamların hocası yani başında, komşusunda 2003 yılından beri 1 milyon kişi ölürken sesini çıkarmazlık etmezdi… Bunlarda Müslüman ya, türbanı serbest bırakıyorlar… Bırak… Ama komşusu aç iken tok yatmayı men eden bir dine inandıkları halde komşuları ölmüş, öldürülmüş umurlarında değil… Madem Müslümansın, kardeşlerin vurulurken bari bir laf et… Yahu bir söz söyle… Öyle diplomatik laflar değil, doğruları söyle… 1 milyon böcek değil efendi, 1 milyon insan… 1 milyon can… Yani başında… Başkasının değil efendi senin yanında… Ama senin umurunda mı? Yerine göre Müslümansın… Türbanda Müslüman, Irak’ta ise eş başkansın…
Bulmuşsun eş başkanlığı… Zaten ABD etkisinde olan ülken seninle tam ABD oyuncağı olmuş olması umurunda değil… Hoca’nızdan öğrendiğiniz gibi küpünü doldurma gayretindesiniz… Belki de hocanızdan miras tek alışkanlığınız bu… Irak kim ki?
Hocanız kadar çizginiz yok… Hocanız kadar adamlığınız yok… Ki bahsettiğim hocaları partisine oy verenleri cennetlik ilan edecek kadar muazzam(!) bir tip… İnsanların dini duygularını çekinmeden sömüren bir tip… Ki hocaları çöldeki Arap’tan onca laf yiyip gıkı çıkmamış bir tip… Düşünün yani, hocaları bile bunlara bakarak adam kalıyorsa, hallerini… Gerçi bu son paragraf her şeye rağmen “armut”ların pek de uzağa düşmediğini anlatır gibi oldu, olsun…
Bırakın dinç halini, hasta ve yardımsız yürüyemeyen rahmetli Bülent Ecevit kadar sağlam(!) bir duruşları, çizgileri yok… Çizgisizlik, çizgileri… Yolsuzluk, yolları olmuş… Ve ülkemi uzun bir süre bu çizgisizler yönetti… Hala öyle…
Cilalı kelimesi de var bu çizgisizliğin; pragmatizm… TDK kelimeyi ‘yararcilik’a yönlendirip şunları iletiyor;
1. Ahlaki iş ve davranışlarda yararın ilke edinilmesi.
2. Felsefe doğruluğu ve gerçekliği tek yanlı olarak yalnızca hareketlerin sonuçları ve başarıları ile değerlendiren öğreti, faydacılık, pragmatizm. AKP için çizginin, durusun önemi yok… Hatta altına imzaların atıldığı anlaşmaların dahi bir önemi yok… Karşı tarafı bir üçüncüsüne, bu üçüncü en sert tepki verenler olsa bile, satarlar… Bugün şeriatçıysa, yarın milliyetçi-ulusalcı bir başka gün ise özgürlükçü olurlar… Olmadılar mi sanki? Kurban oldular ya ayımıza, yıldızımıza…
AKP’ye oy verenlere asla “cahil” diye nitelendirmem… Bu insafsızlık olur… Bu yalan olur… Ama kısa bir süre önce bir şey fark ettim… Yanı başımda fazla AKP sempatizanı, daha doğrusu fanatik bir savunucusu, olmadığı için geç fark ettim gerçi… AKP’ye oy verenler veya sempati besleyenler aslında neyi, ne için savunduğunu bilmeyen bir kitle… Bunun tahsille bir alakası yok efendiler… Elbette bilenleri de vardır mutlaka da ben rastlamadım daha…
Çizgisizler… ABD’ye başvurmadan bir çizgi çizemeyenler…
HOCALI KATLIAMI…
Kim bilir belki tarihimizde çizgisizler olmasaydı Hocalı Katliamı da olmayacaktı… Kim bilir belki birileri yanı başında kardeşleriyle birlikte olduğunu hissettirseydi bu katliam da olmayacaktı… 25 - 26 Şubat 1992 tarihlerinde Ermeniler ve Ruslar 613 can’a kıydılar… Dağlık Karabağ’da toplam 1300 masuma kıydılar… Kıymak ile kalmayıp bir de yaktılar…
Geçenlerde Hollanda’nın Den Haag (Lahey) şehrinde Hocalı Katliamının anıtını diktiler… Katliama dair onca hikâye var… Onca tüyler ürperten hikâye… Hamile kadının karnındaki bebeğin erkek mi, kız mı olduğu konusunda iddiaya girip sonucu öğrenmek için karnını deşip çocuğu içinden çıkarma gibi… Futbol oynamak için kadın başlarını kale direği yapma gibi… Kafası daha yuvarlak diye, bir çocuğun kafasını top niyetine kullanmak için kesme gibi… Kesik kafaları sepetlere, çocuğu babasının yanında, babayı evladının yanında öldürme gibi… Çocukları kesip köpeklere yem etme gibi… Ve bir anıt… Soğuk taştan yapılmış bir anıt… Biliyorum, anıt olmasa katliamın bir anıtı bile yok diyecektim… Şimdi var olduğundan mıdır nedir soruyorum kendi kendime; bu mu yani? Tüm bunların sonu bir anıt mı sadece?
Aman ha… Bu soykırımı dile getirmem onu yapan insanların milletine top yekun kin beslediğim anlamına gelmesin… Hayır… Okulumda hatta sınıfımda Ermeniler var… Ne benim onlar ile ne de onların benimle bir sorunu var… Hatta Şubatta başlamam nedeniyle biraz garip olduğum sınıfta, Türkler dışında, bana yakın davranan onlar oldu… Aslında birbirimizle konuşsak… Yakınlaşsak öcü olmadığımızı anlayacağız da, ikili ilişkilerde siyaset dişi düşünebilsek keşke… Tamam, sen siyaseten yan yana olmayı doğru bulmayabilirsin… Siyaseten tehlike olarak da görebilirsin… Ki buna uygun olanlar var gerçekten… Ama sen, siyasetçi olmayan birey… Çekinme düşman gördüğün, düşman bellediğin milletlerin insanlarıyla tanışıp, konuşmaya… Onunda gözlerinin olduğunu, onunda duygularının olduğunu anlayacaksın… Tıpkı senin gibi…
Ama…
Kafamın bir kenarında Siyaset Meydanı’nda bir çocuğun, ilk duyduğumda güldüğüm sonrasında beni düşündüren sözleri yankılanıyor; “İnsanlar konuşarak anlaşmıyor, öldürerek anlaşıyor.”…
Yok be, yoksa biz insanlar o kadar kötü müyüz?
Permalink
el menzile beynel menzileteyn said,
Mart 4, 2008 at 11:24
tesadufen elime gecen amator bir ermeni grubunun folk muzik derlemelerini dinledigimde ayni topragin evlatlari kanisi depresiverdi zihnimde..bir dostumun atina’da gezerken dinlenmek icin girdigi kahvehanenin sahibi amca “merhaba..turkiyeden geldiniz galiba..neresinden?” sorusuna cevaben “erzurum” dendiginde gozlerinden akan damlalara engel olamiyor ve bu amca kizina da ermenicede “erzurum” ismini koymus..hasili kelam dedelerimiz ayni topraklarda yasamis gunahlariyla sevaplariyla..
“dedelerin gunahi torununa miras kalmaz”.. ne kin mirastir ne ihanet..
***
hocali katliami’nin rus-ermeni ortak yapimi bir soykirim olmasina ragmen bunu sozde ermeni soykirimi iddialarina karsin dillendirene rastlamadim..kimse avrupanin gozune sokmuyor bu tarihi gercekleri..kimse demiyor Haclilarin Endülüs’te, Suriye’de, Rusya’nin Kafkasya’da, Fransa’nin Cezayir’de, Cin’in Turkistan’da, Sirplarin Bosna-Hersek ve Kosova’da, Italya’nin Libya’da Ermenilerin ve Ruslarin Hocali’da, Yunanlilarin Camerya’da yaptigi soykirimlari siz ve sizin gibiler yapti..
anit mi? bence orada hayatini kaybedenler anittan fazlasini hakediyor..veya uc bes ulkenin imzasi bulunan bir bildiriden daha fazlasini..
***
akp’ye gelince hocalarinin hatasina dusmemek icin kivranan bir yapi..cizgisizliklerinin sebebi ise “resmi ideoloji”nin cizgisinden sapmamak ayni zamanda kendi cizgilerini idame ettirebilmek adina cizdikleri zigzag..
basortusu konusunda takiye yaptiklari icin utanc duyuyorum bu adamlardan..neden demokratik bir hakki katakulliyle gecirmeye calisiyorlar anlamiyorum..
aslinda anliyorum resmi ideoloji..
her guruh cizgisini kalemi elinden alinma tehdidiyle cizdigi icin korkudan titreyen elleri capraz ciziyor..
***
yazinizda sahsinizda inci gibi parlayan bir degere rastladim..on yargilardan munezzeh bir sahsiyet..keske demeyi sevmem ama bu degerler icin keske demekten baska carem kalmiyor..keske herkes bu onyargilardan siyrilsa da kendimizi kulumuzden yaratsak..
saygilar..