03.12.07
Rüştü Reçber vs Volkan Demirel
Yazan: grafolog
Yaklaşan Milli Takım maçları nedeniyle, herkes bir süredir bu konu üzerine yorum yapıyor. Milli Takım’ın ilk iki kalecisinin de Fenerbahçe’de oynuyor olması, Fener kalesinde yaşanan sorunların direk olarak Milli Takım’a yansımasına neden oluyor. “Rüştü ne zaman iyileşecek” diyenler kadar “Volkan ne olursa olsun bir gün bu kaleyi ele geçirecek, o zaman bırakın adam topunu oynasın” diyenler de mevcut. Bakalım bu iki kaleci neler yaşamış ve ikisinin de tartışıldığı bu günlere nasıl gelmişiz?
İkisinin de kariyerlerinin başlangıç noktalarına baktığımız zaman benzerlikler görüyoruz. Hem Rüştü hem de Volkan yirmili yaşların başlarında alt liglerdeki klüplerden yedek kaleci olarak transfer edildi ve Fenerbahçe kariyerleri böyle başladı.
Rüştü Engin İpekoğlu’nun arkasında, Volkan da Rüştü’nün arkasında kaldı. Rüştü yedek beklerken Engin’in geçirdiği talihsiz sakatlık sayesinde kaleyi devraldı ve bir daha da bırakmadı. Volkan ise önce Rüştü’nün Barcelona’ya transferiyle, ardından da Rüştü’nün sakatlanmasıyla kaleyi devraldı. Fakat onun kaleyi bir daha bırakmadığını söylemek gerçekçi değil. Zaten Rüştü ile Volkan ilk olarak bu noktada ayrılıyorlar. Rüştü kaleye geçtikten sonra kimse “Engin sakatlığından kurtulsa da tekrar kaleye geçse” dememişti. Rüştü yıllarca hem Fenerbahçe hem de Milli Takım kalesini başarıyla korudu. Milli Takım’ın 2002 Dünya Kupası’nda elde ettiği üçüncülükte çok büyük pay sahibi oldu ve gösterdiği performansla -her ne kadar oynama fırsatı bulamasa da- Dünya’nın en büyük takımlarından birine transfer oldu. Volkan ise kaleyi devraldıktan sonra sürekli tartışıldı. Rüştü takımda yokken Daum yabancı kaleci diye tutturdu, Enke geldi gitti, bir süre Recep oynadı ardından kaleye Volkan geçti ve sonra Rüştü geri geldi. Kimi zaman Rüştü’nün formsuzluğundan, kimi zamansa sakatlığından dolayı Volkan kendine yine kalede yer bulabildi. Aslında Volkan’ın en iyi dönemi olarak Rüştü’nün takımda olmadığı zamanı gösterebiliriz (ki Volkan o günden bugüne sürekli geriye doğru gitti). Buradan da Volkan’ın Rüştü’nün önünde sahada olma baskısını kaldıramadığını, rekabet ortamının Volkan’ın performansını etkilediğini söyleyebiliriz.
Rüştü yıllarca oynadığı takımın taraftarına kendisini beğendirmeyi bir türlü beceremedi. Fakat Volkan sürekli taraftardan destek gördü. Rüştü kalede oynarken bile tribünlerden Volkan sesleri yükseldi. Ama Volkan iki maçta protesto edildikten sonra taraftarla münakaşaya girdi (hatta küfür ettiği söyleniyor). Rüştü Barcelona’dan döneceği zaman Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor’dan da teklif aldı. Her üç teklif de Fenerbahçe’nin verdiği ücretten daha yüksek ücreti kapsıyordu ama Rüştü kaptanlığını yapıyorken taraftarından dayak yediği takıma dönmeyi tercih etti. Volkan ise bu sezon sonu kontratının bitecek olması dolayısıyla “istediğim parayı vermezseniz Beşiktaş’ta oynarım” diye tutturdu. Tüm bu olanlardan sonra Volkan, birkaç ay içinde arkasındaki taraftar desteğini kaybetti ve bir daha onu eskisi kadar güçlü bir şekilde bulması çok zor.
Her ikisinin de bazı önemli maçlarda önemli hatalar yaptığını biliyoruz. Rüştü’nün Mtk Budapeşte ve Panathinakos, Volkan’ın ise Schalke 04, AZ Alkmaar ve İtalya maçları hafızalara kazınmış durumda (tabi her ikisini de hatalı olduğu başka maçlar var, ben en çok göz önünde olanlardan örnek vermek istedim). Ama bu hataları Rüştü’nün on yılın üstünde olan bir kariyer boyunca, Volkan’ın ise üç yıllık bir kariyerde gerçekleştirdiğini göz önünde bulundurmak gereklidir sanırım. Rüştü’nün en büyük eksiğinin topu oyuna sokmak konusu olduğu su götürmez bir gerçek fakat Volkan’ın da bu konuda çok başarılı olduğunu söyleyemeyiz.
Bu konuyla ilgili son olarak kendi fikrimi ve Mustafa Denizli’nin fikrini söylemek istiyorum:
Evet belki başarısız oldu fakat Barcelona’ya transfer olmayı başardı Rüştü. Hatta yabancı sınırlaması olmasaydı (veya örneğin İngiltere’ye transfer olsaydı), bugün hala Avrupa’da devam edebiliyor olabilirdi. Volkan’ın ise İspanya’da herhangi bir orta sıra takımıyla dahi sözleşme imzalayabileceğine inanmıyorum ben.
Mustafa Denizli bir gün kendisine sorulan “Türkiye’nin en iyi kalecisi kim” sorusuna şöyle cevap verir:
Rüştü
boş
boş
boş
..
..
Meraklısı için bir not: Bu yazdıklarım son haftalarda yaşananlardan sonraki fikirlerimi yansıtmıyor. Eskiden de iki kaleci arasındaki tercihim Rüştü’ydü. İsteyenler Bilgi Sözlük’te Rüştü Reçber ve Volkan Demirel başlıklarındaki eski tarihli entrylerimi okuyabilir. Saygılar.
KISA KISA
- Hidayet Türkoğlu tam da geçen sezon sonundaki gibi bir form yakalamıştı. Son dört maçta %70 şut isabetiyle oynuyordu. Fakat son maçta talihsiz bir şekilde burnu kırıldı. Maskeyle oynayabileceği söyleniyor. Performansında bir düşüşe neden olmaz inşallah bu durum. Geçmiş olsun Hido!
- Dikkatleri başka noktalara çekmek adına rakip takımın dört oyuncu değiştirerek kural hatası yaptığını iddia eden Fenerbahçe, bu konuyla gündemi sürekli meşgul etti. Fakat aynı hafta Fenerbahçe Kız Voleybol Takımı sahaya dört yabancıyla çıktığı için maçı hükmen kaybetti. Peki bu olay medyada kendine ne kadar yer buldu dersiniz?
- Dünya’dan Vestel Manisaspor’a.. Dünya’dan Vestel Manisaspor’a… Artık üç puan kazanmanız gereken bir ligde oynuyorsunuz ve tepetaklak aşağı gitmektesiniz. Hatırlatayım dedim de..
- Pierre Van Hooijdonk kariyeri boyunca oynadığı takım arkadaşlarından kurduğu en iyi on bire Fenerbahçe’den üç kişiyi almış. Ümit Özat, Alex ve Luciano. İlginç değil mi..
- Türk Telekom ve Efes Pilsen de Avrupa’ya veda etti. Basketbolda da temsilcimiz kalmadı. Fenerbahçe Ülker mi? Fenerbahçe dedim, Avrupa dedim…
- Kaspars Kambala doping nedeniyle takımındaki yerini alamıyor. Doping alarak hem kendini hem de Fenerbahçe Ülker’i harcadı Kambala. Çünkü takımın içerden skor yapabilen tek oyuncusuydu. Artık hepten dış şuta yöneldiler. Bu şekilde şampiyonluk çok zor ama imkansız değil.
- Dallas Mavericks müthiş bir form tutturmuş gidiyor. Ve şu anda Amerika’da onların yetmiş maç kazanıp kazanamayacakları tartışılıyor. Bunu başaran ikinci takım olabilirler.
- Bu sezon Şampiyonlar Ligi’ne İngilizler damga vurdu. İspanyollar ise umduğunu bulamadı. Barcelona ve Real Madrid elendi, Valencia tek temsilci olarak kaldı. İngilizler ise yola üç takımla devam ediyorlar.
- Kazım Kanat’ın Rıdvan Dilmen için söylediğini duydunuz mu? Duymayanlar için ben aktarayım:
“Eğer Rıdvan maçı iyi yorumluyor diye teknik direktörlük yapabiliyorsa, o zaman benim Real Madrid’e hoca olmam lazım!”
Bunun altına nasıl bir yorum yazmam gerektiğini bilemedim. En iyisi ben bir şey yazmayayım, siz istediğinizi düşünün..¼br /> Ahmet Çakar vs. Kazım Kanat:
Ahmet Çakar: Ümit burada faul yapıyor mu?
Kazım Kanat: Nasıl yapıyor ya!
A.Ç.: Mu mi soru kipi, ayrı yazılır! Yapıyor mu, yapmıyor mu?
K.K.: Haa, yapmıyor.
maliyeci said,
Mart 12, 2007 at 20:46
rüştü barca’ya değil de kolay kolay topçu harcamayan bir avrupa takımına transfer olsaydı bugun çok farklı olurdu. aslında iyileşince form tutarsa hala daha bunu gerçekleştirebilir.kaleciler daha uzun oynayabiliyor.
bir de fener taraftarı esasen topçusuna sahip çıkar. ama rüştüye zamanında yapılanları anlamanın imkanı yok. bugün beşiktaş’ın kalecisi olsaydı taraftarın sevgilisi olurdu.. runje runje değil rüştü rüştü diye bağırırlardı bugun…
maliyeci said,
Mart 14, 2007 at 17:16
“Dikkatleri başka noktalara çekmek adına rakip takımın dört oyuncu değiştirerek kural hatası yaptığını iddia eden Fenerbahçe, bu konuyla gündemi sürekli meşgul etti. Fakat aynı hafta Fenerbahçe Kız Voleybol Takımı sahaya dört yabancıyla çıktığı için maçı hükmen kaybetti. Peki bu olay medyada kendine ne kadar yer buldu dersiniz?”
ulan seni tanımasam kesin galatsaraylı derim.. bir fenerliden bu yazıyı görmek güzel…
grafolog said,
Mart 14, 2007 at 23:08
mümkün olduğu kadar objektif olmaya çalışıyoruz sevgili editörüm:)..