03.02.08
Posted in sayı 26 at 04:26 yapan Satolina
Huni Delisi
Yalan hak ettiği değeri bulamamıştır tarihin hiç bir döneminde. Bulamayacaktır da sonsuza kadar. Ben bu kelimeyi kullanılıp atılan bir peçeteye benzetiyorum. Yalan sevilmeyen çocuk dışlanan devamlı. Gerçek esas oğlanımız herkesin gözdesi. Peki iş böyleyken bu dünya bu duruma nasıl gelmiş ? Cevabı çok basit çünkü yalana yeteri kadar değer veremedik ve yalanı kullanamayıp inandık sadece.
Gerçeği bilmeyi kimse istemez aslında. Gerçekler acıdır hep. Gerçek zordur. Mutlak gerçek diye bir olgu var mesela herkes gerçeği arar. Sorular sorarız bizim yaratılış sebebimiz nedir? Dünyadaki misyonumuz, yaratılmış sonsuz şeylerin amacı, bunun gibi birçok gerçeği arayan soru silsilesi. Ama öğrenmeyi kabullenemeyiz. Çünkü acıtır mutlaka. En basitinden ölüm gerçeğini bildiğimiz halde niçin yemek yiyip para kazanıyoruz veya hangi sebeple kitap okuyoruz ? İşte bunlar yaşamaya programlı insan beyninin bir sonucu. Öyle olmasaydı gözümüzü kırpmadan intihar edebilirdik ya da nefesimizi tutarak kendimizi öldürebilirdik. Benim gibi birçoğunuz içinin boş olduğunu bildiği halde tetiğe basmakta tereddüt ediyorsanız bir silahın bu yaşama dürtüsünün bir yansımasıdır. Yani eşittir yalanın ta kendisi. Gerçek ölümdür ve gerçeği unutarak yaşamımıza devam edebiliriz sadece. Yalan sevimlidir, yalan tatlıdır, yalan gerçektir hatta bir adım ileri gidip gerçeğin de ötesindedir demek isterim. Ön yargılarımızdan kurtulup yatağınıza uzanın ışıkları kapatıp düşünün. Bir gün boyunca gerçekle kaç defa yüzleştiniz ve kaçında yalanı tercih ettiniz. Buradaki arıza yalan kavramının beynimizde oluşturduğu tepkidir öncelikle. Hep aynı açıdan bakarız yalana.
Sürüden ayrı yaşadığımızı düşünürüz böylelikle en çok kendimizi kandırırız. Biz farklıyızdır hep. Ama gerçek girer devreye ve hatırlatır sürüde olduğumuzu acı tecrübelerle. Ama bunu bilmek istemeyiz. Bende istemem isteyene de saygı duyarım. Buradaki gerçeklik sürü halinde yaşayan biz insanoğlu. Sürü psikolojimiz ve dayatmalar. Sürüden ayrı yaşamaya inanmıyorum. Bir gerçeklik daha var ki o da bazılarımızın sürüdeki koyunlardan farklı renklerde olduğudur. Onlar bizim gibi sürüdedirler ama sürüyü sadece kullanmaktadırlar. Çünkü sürüden ayrılmak bir fayda getirmez. İşin özü gerçek olan sürü tabir ettiğimiz insanlık, yalansa bu insanlardan kendimizi soyutladığımızdır. Farklı olmak modalaşmakta giderek bu da sürünün işine gelmekte. Ayrı bir farklı sürü peydahlanmakta böylelikle.
Yalanı hayatımızın her alanında sıkça kullanmamızın tek sebebi yaşamak zorunda olduğumuzdur. Kimse saf gerçeklikle yaşayamaz. Çinliler acıyı dindirmek için beyinlerini kandırırlar. Dişiniz ağrıyorsa ayağınıza iğne batırın. Beyni oyalayın. Akupunkturun mantığı da budur bir yerde. İşte bunun gibi istem dışı yalanlarımız vardır fakat bu reflekstir hayata karşı. Peki, bunu kullanmayı becerebilirsek hayatlarımızın ne kadar kolaylaşacağını bir düşünün. Tabi bunu atoma benzetebiliriz. Ya insanlığa hizmet eden bir mucize ya da saniyeler içinde milyonları öldürebilecek bir canavar. Bu kadar tehlikeli bir silahı her beynin kullanmasına şerh koyan yaradılış gerçeklerimizin sebebi budur işte. Gerçekler dediğime bakmayın onlar sadece örtüdür. Paradokslar gibidir. Bir nevi doğa yasaları. Daha uç bir benzetme şifreleme sistemi. Çözebilenler renkli koyunlardır Einstein gibi, Beethoven gibi, Âşık Veysel gibi, …vs. Tarihte çok örneği mevcuttur. Yaşadıkları dönemde anlaşılamayanlardır. Ve ne gariptir ki hiç ölmezler. Bu örmekteki insanlar bahsettiğim silahı doğru kullananlardır. Yanlış kullananlar da ölümsüzleşmişlerdir aynı mantıkla. Bunların da birçok örneği vardır. Farklı gibi görünseler de bu kişiler aynı yasayı kullanmışlardır. Yasalar iyi, kötü, doğru, yanlış ayrımı yapmazlar.
Bildiğim tek doğru yalandır. Yalanı anlayabilmek asıl olandır. Ama yalana inanmak aptallıktır. Yalanın farkında olup kullanabilmek gerekir.
Permalink