Bilgi Sozluk'te ogrenmek istediginizden daha fazla $ey var!
Bilgi Sozluk

04.06.08

Dostlar Beni Hatırlasın…

Posted in SAYI 30 at 13:17 yapan Satolina

Ankakusu

 

 

 

35 sene geçmiş Aşık Veysel vefat edeli. Sivas’ın Şarkışla ilçesinde Sivrialan köyünde dünyaya gelmiş. 1894′te çiftçi bir ailenin, Ahmet Efendi’nin oğlu, Veysel Şatıroğlu olarak dünyaya gelmiş. Boz toprakların ortasında bir çalı dibinde. Göbeği taş ile kesilerek… Ve ben doğmadan yıllar önce vefat etmiş, 21 Mart 1973 tarihinde. Geride onlarca bilinen eseri bırakmış. İnsanın kalbine, gönlüne hitap eden onca eser.

7 yaşına geldiğinde gözlerinden birini kaybetmiş. Çiçek hastalığından dolayı… Kısa bir süre sonra ise diğerini kaybetmiş. 7 yaşında dünyası kararmıştır. Koşup arkadaşları gibi oynayamayacak, tarlada çiğdem toplayamayacaktır. Uzun ve ızdırap dolu bir ömür onu beklemektedir. Güneşi göremeyecek, toprağı göremeyecektir. Acaba, acaba ne düşünüyordu, nasıl bir hayat bekliyordu ? Üzgündü elbet. Hayatı sıkıcı olmalıydı… Ama bir gün… Ahmet Efendi elinde saz ile gelmiş eve. “Al” demiş… “Tut şunu…”

Ne hissetmişti acaba sazı eline aldığında ? Belki daha önce sazı eline bile almamıştı. Sevinmiştir, vakit geçirmek için bir meşgalesi olacağına mutlu olmuştur mutlaka… Ama bilmiyordur elbet, eline verilen o sazın hayatını değiştireceğini. Sazın tellerini koparır… Akordu bozar, bir ses çıkaramaz… Komşusu Molla Hüseyin sazı bıkmadan tekrar düzenler. Veysel’de bıkmaz… Sazın tellerini koparır, akordu bozar ama pes etmez…

Gün gelir bir şeyler çalmaya başlar. Sazı kullanmayı öğrenmeye başlamıştır. O gün karanlık hayatına güneş doğmuştur. Sazı, güneşi olmuştur. Cepheye gidemeyişinin derdini hafifletmiştir… Önce bilinen türküleri çalar Veysel. Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan ve nicesi… Teşvikler ile kendi sözünü de söyler, Anadolu topraklarının en kalp yakan, iç burkan şivesiyle… “Veysel”in yedi yaşında gözleriyle birlikte kapanan bahtı, 1930 yılında, Ahmet Kutsi Tecer’le tanıştıktan sonra açılır. Sivas’ta Maarif Müdürü olarak görev yapan ünlü şairin düzenlediği, 5 Ocak 1931′de başlayan ve üç gün süren Halk Şairleri Bayramı’na o da katılır. Gerçi henüz usta malı satmaktadır, ama şenlikte sesiyle, tavrıyla, değişik mızrap vuruşuyla dikkatleri üzerinde toplamayı başarmıştır. İlk şiirini Nahiye Müdürü Ali Rıza Bey’in isteği üzerine Cumhuriyet’in onuncu yılı için yazar. Çok beğenilen bu şiir, Ali Rıza Bey tarafından Veysel’e yardım edilmesini sağlamak amacıyla bir yazıyla birlikte Ankara’ya gönderilir. Ne yazık ki cevap gelmemiş ve Veysel’in uzun, ümitli bekleyişi büyük bir hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştır. Yine de pes etmez; bir arkadaşıyla kalkıp yaya olarak Ankara’ya gider, tam üç ayda… Amacı destanını Atatürk’ün huzurunda okumaktır. Bütün çabasına rağmen amacına ulaşamaz, fakat şiirini Hâkimiyet-i Milliye’de yayınlatmayı ve radyoya ulaşmayı başarır. Böylece umulmadık bir şöhrete kavuşursa da şöhret henüz karnını doyurmaya yetmemektedir.

Bu arada usta malı satmaktan vazgeçip daha çok kendi deyişlerini çalıp söyleyen Veysel, geçimini sağlamak için köy köy, şehir şehir dolaşmaya başlar. Ahmet Kutsi Tecer’in tekrar imdadına yetişerek onun Arifiye Köy Enstitüsü’ne saz öğretmeni olarak tayin edilmesini sağlaması, hayatının dönüm noktalarından biridir. Böylece yorucu ve zaman zaman - para kazanmaya yönelik olduğu için - onur kırıcı gezgincilikten kurtulmuştur. Esasında Veysel toprağa bağlı bir çiftçi çocuğu, bir toprak adamıdır. O harika ‘Toprak’ şiiri Arifiye Köy Enstitüsü’nde doğar.’

Birçok kişiyle tanışır, ünlenir… Ama değişmez… İki gözünü kaybetmiştir ama gönül gözü, kalp gözü açılmıştır. O artık gözleriyle değil gönlüyle görmektedir. Bütün insanlar gözleriyle bakarken dünyaya, o gönül gözüyle bakar. Onu farklı ve üstün kılan budur. Onu Aşık Veysel yapan budur. Gözleriyle değil, gönlüyle dünyaya bakan biri… O artık çiftçi Ahmet Efendi’nin oğlu değildir… O, boz toprakların, boz topraklardaki fakir ve perişan insanların oğludur… Onların güneşidir… O da yakar boz toprakların insanlarını… Sesiyle, sözleriyle… Çünkü onların sesidir, soluğudur, işiten kulağıdır, gören gözüdür ve söyleyen ağzıdır… O artık bozkırın çileli sesidir… O artık bozkırdır…

Bir dünya yarattı… Işıl, ışıl bir dünya… İlkin sadece kendi vardı dünyasında… Sonra onlar, binler, yüz binler ve milyonlar… Mutlaka herkes biliyordur bir - iki tane Veysel türküsü… Hele “Uzun ince bir yol” ile “Kara toprak”ı bilmeyen yoktur… Ne diyordu, ne diyordu sahi “Kara toprak”ında ?

Dost dost diye nicesine sarıldım

Benim sadık yârim kara topraktır

Beyhude dolandım boşa yoruldum

Benim sadık yârim kara topraktır

Nice güzellere bağlandım kaldım

Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum

Her türlü isteğim topraktan aldım

Benim sadık yârim kara topraktır

Koyun verdi kuzu verdi süt verdi

Yemek verdi ekmek verdi et verdi

Kazma ile döğmeyince kıt verdi

Benim sadık yârim kara topraktır

Âdem’den bu deme neslim getirdi

Bana türlü türlü meyva yedirdi

Her gün beni tepesinde götürdü

Benim sadık yârim kara topraktır

Karnın yardım kazmayınan belinen

Yüzün yırttım tırnağınan elinen

Yine beni karşıladı gülünen

Benim sadık yârim kara topraktır

İşkence yaptıkça bana gülerdi

Bunda yalan yoktur herkes de gördü

Bir çekirdek verdim dört bostan verdi

Benim sadık yârim kara topraktır

Havaya bakarsam hava alırım

Toprağa bakarsam dua alırım

Topraktan ayrılsam nerde kalırım

Benim sadık yârim kara topraktır

Dileğin varsa iste Allah’tan

Almak için uzak gitme topraktan

Cömertlik toprağa verilmiş Hak’tan

Benim sadık yârim kara topraktır

Hakikat ararsan açık bir nokta

Allah kula yakın kul da Allah’a

Hakkın gizli hazinesi toprakta

Benim sadık yârim kara topraktır

Bütün kusurumuzu toprak gizliyor

Merhem çalıp yaralarımı düzlüyor

Kolun açmış yollarımı gözlüyor

Benim sadık yârim kara topraktır

Her kim ki olursa bu sırra mazhar

Dünyaya bırakır ölmez bir eser

Gün gelir Veysel’i bağrına basar

Benim sadık yârim kara topraktır…

Ve o şimdi sadık yar’ının koynunda… Tek dileği vardı…

“Ben giderim adım kalır

Dostlar beni hatırlasın

Düğün olur bayram gelir

Dostlar beni hatırlasın

Can kafeste durmaz uçar

Dünya bir han konan göçer

Ay dolanır yıllar geçer

Dostlar beni hatırlasın

Can bedenden ayrılacak

Tütmez baca yanmaz ocak

Selam olsun kucak kucak

Dostlar beni hatırlasın

Ne gelsemdi ne giderdim

Günden güne arttı derdim

Garip kalır yerim yurdum

Dostlar beni hatırlasın

Acar solar turlu çiçek

Kimler gülmüş kim gülecek

Murad yalan olum gerçek

Dostlar beni hatırlasın

Gün ikindi aksam olur

Gör ki başa neler gelir

Veysel gider adı kalır

Dostlar beni hatırlasın”

Sen daima hatırlanacaksın… Çünkü sen bizim sesimizsin… Sen bizim gönlümüzsün… Sen bozkırsın… Bozkır var oldukça hatırlanacaksın… Benimde tek dileğim budur… “Ben giderim adım kalır, dostlar beni hatırlasın”… Acep beni anacak olan olacak mı ? Ne dersin ? Söz bilmem, saz bilmem… Gözüm görmez, kulağım duymaz… Acep beni anacak olan olacak mı ? Bende unutulurum deme ustam, bil ki yaşadıkça ben unutmam…

Nasıl unuturum seni ? Sen değil misin gönlümü, içimdekileri, Aşık İzzet’i sözüyle, bana anlatan ?

‘Mecnunum Leylamı gördüm

Bir kerece baktı geçti

Ne sordum ne söyledi

Kaşlarını yıktı geçti

Soramadım bir çift sözü

Ay mıydı gün müydü yüzü

Sandım ki Zühre yıldızı

Şavkı beni yaktı geçti

Ateşinden duramadım

Ben bu sırra eremedim

Seher vakti göremedim

Yıldız gibi aktı geçit

Bilmem hangi burç yıldızı

Bu dertler yareler bizi

Gamzen okun bazı bazı

Yar sineme çaktı geçti’…

Ve sen değil misin aşk’a, sevda’ya son noktayı koyan ?…

Güzelliğin on par’etmez

Bu bendeki aşk olmasa

Eğlenecek yer bulaman

Gönlümdeki köşk olmasa

Tabirin sığmaz kaleme

Derdin dermandır yareme

İsmin yayılmaz âleme

Âşıklarda meşk olmasa

Kim okurdu kim yazardı

Bu düğümü kim çözerdi

Koyun kurt ile gezerdi

Fikir başka başk’olmasa

Güzel yüzün görülmezdi

Bu aşk bende dirilmezdi

Güle kıymet verilmezdi

Âşık ve maşuk olmasa

Senden aldım bu feryadı

Bu imiş dünyanın tadı

Anılmazdı Veysel adı

O sana âşık olmasa.

Unutmam… Unutamam seni… Beni bozkırın ortasındayken güneş, Leyla’m ve bir de sen yaktın… Yolundan giden bir kişi var… O’da göçerse boz topraklarda sessiz, sözsüz kalacak… Nasıl unuturuz ki seni ? Gönlümüzdesin, içimizdesin… Türkülerin dillerde… Bin bir çeşit yorumuyla… Ama seni, senin sesinle anmak daha doğru elbet… Çünkü dediğin gibi…

Bir gün aydın dostları ona Ruhi Su’dan bir halk türküsü dinletir ve fikrini sorarlar; Veysel’in biraz düşündükten sonra söyledikleri çarpıcıdır:

— Dağlarda gösterişsiz, fakat çok hoş rayihalı çiçekler olur. Şehirliler bunları görür, bahçelerinde yetiştirmeye heveslenirler. Yetiştirirler de. Hatta onlarınki daha güzel, daha gösterişli olur. Gelin görün ki, rayiha artık o rayiha değildir.

Leave a Comment

You must be logged in to post a comment.

Bu sayfanin toplam okunma sayisi. 61
Bu sayfayi $u anda okuyan ki$i sayisi. 1
Bu sayfayi ayni anda okuyan en cok ki$i sayisi. 1
Bu sayfanin bugune ait okunma sayisi. 1
Bu sayfanin en son okunma tarihi. 2008-05-13 19:56:54
Toplamda en cok okunan yazilar. Bugun en cok okunan yazilar. Bu ay en cok okunan yazilar. Bu hafta en cok okunan yazilar. Gecen hafta en cok okunan yazilar. Toplamda en cok okunan sayfalar. Bugun en cok okunan sayfalar. Bu ay en cok okunan sayfalar. $u anda okunan yazilar. $u anda okunan sayfalar.











eXTReMe Tracker