03.25.07
Seninle Parantezinde “İstiyorum”lar - 3
Yazan: çilekli kedi
Yabancı bir şehirdeyiz. Sinemadan çıktığımızda yağmur başlamış. Önce hızlı adımlarla kaldığımız yere doğru koşuyoruz. Islanmaktan korkmadığımızı fark etmekle adımlarımızı yavaşlatıp, birbirimize sokuluyoruz. Arada bir duruyor, ıslak saçlarımı çekiyor ellerinle ve öpüyorsun beni. Üşüyoruz biraz, yanaklarımız kızarıyor, biraz daha sokuluyoruz birbirimize. İki üç katlı taş evlerin önünden akan sokaklarda yürüyoruz. Bir parkta buluyoruz kendimizi…
Korunaklı bir banka oturuyoruz, sudan bir perdeye dönüşüyor yağmur önümüzde. Dudaklarım üşümüş, ellerim de, yüzüm de… Ellerimi bacaklarının arasına sokuyor, yanaklarımı ellerinin, dudaklarımı dudaklarının arasına alıyorsun, ısıtıyorsun. Yağmurun serin ve güzel kokusu, sen ısındıkça yükselen kokunu bastırdıkça ben burnumu gömleğinin açık yakasından boynuna gömüyorum. Yağmur hafifleyene kadar öpüşüyoruz. Yanaklarım kızarıyor, gözlerim parlıyor.
Elimi hiç bırakmıyorsun, kalkıyoruz. Şehrin eski zaman taşları yıkanmış, koyu ve canlı yeşil parlamış. Bulutlar yükseliyor. Güneşsiz bir aydınlık, belki bir yerlerde bir gökkuşağı var, görmüyorum. Farklı bir ışık ve görüşün şaşkınlığıyla etrafıma bakınıyorum, sen gözlerini kızarmış yüzümden, kabarmış dudaklarımdan alamıyorsun. Sokaklardayız. Kaybolduk. Mutluyuz. Elim hep elinin içinde, iki adımda bir gözlerini arıyorum, yanımda olduğundan emin olmak istiyorum. Dudaklarımda dudaklarının tadı, hafifçe sızlıyorlar. Yanımdayken özlüyorum seni.
Yürüyoruz. Küçük dükkanların iddiasız vitrinlerinden, yağmurla sakinleşmiş bir pazar yerinden geçiyoruz. Yürürken durduruyor, bir köşeyi dönerken duvara yaslıyorsun. Yürümüyor, sevişiyoruz bu şehrin sokaklarında. Ne kadar yürüdüğümüzü, nerede olduğumuzu bilmiyoruz. Birlikteyken umursamıyoruz da. Küçük bir tabelası olan 3 katlı taş bir eve doğru koşuyorsun beni elimden çekerek. Yaşlı bir çiftin oda kiraladığı eski ve güzel bir ev. Kapı üzerindeki küçük bir zil girdiğimizi haber veriyor. Salonda yanan kocaman bir ocaktan yayılan sıcaklık okşuyor bizi. Dinç, gözleri ferini yitirmemiş beyaz saçlı bir adam, ateş başında oturan kadına bir fincan uzatıyor. Taze kahvenin kokusu burnumuza kadar geliyor. Mahrem bir havası var salonun, her yerinde aşk var. Kendimizi evimizde hissediyoruz. Yüzüme bakıyorsun “bulduk” der gibi.
“Yakalanmışsınız” diyor. Paltolarımıza uzanıyor, ateşin başında yer gösteriyor bize ve kahve öneriyor. “Yalnız olmamız lazım” diyorsun adama. Gülümsüyor, kabalık etmediğini biliyor. Önümüze düşüp merdivenlerden çıkarıyor bizi. Kimse yok. “Bu mevsimde sadece ıslak aşıklar” diyor, hep gülüyor.Biz de…
Küçük, sevimli ve sıcak görünümlü bir odanın kapısını açıyor, hazır şömineyi tutuşturuyor. “Bunun sıcağı başka” diyor. Bu odada sevişeceğimizi bilmek hasetsiz, şefkatli bir mutluluk veriyor sanki ona. Aşk dolu yüzümüze bakıyor. “Gece uzun ve soğuk olur, biraz daha odun, belki yiyecek bir şeyler…” diyor. Onunla iniyorsun. Çizmelerimi çıkarıyorum ayağımdan. Ateşe yaklaşıyorum. Aklıma geliyor, aşağı seslenmek için kapıya yürüyorum. Sen her şeyi biliyorsun; mantarı çıkarılmış şarabı sallıyorsun burnuma. Kadın da gelmiş eşiyle. O bir tabakta yiyecek bir şeyler bırakıyor masaya, adam odunları şöminenin yanına bırakırken. İyi geceler dileyip çıkıyorlar. Sen kapıyı arkalarından kapar kapamaz belimden kavrıyorsun beni, dudaklarıma yapışıyorsun.
O gece, yatak örtüsünü yaydığın şöminenin önünde uyuyor, uyanıyoruz. Yağmur camlara vuruyor sabaha kadar, ateş vücudumda gölgeler yapıyor… Yarına uyanmayacak gibi sevişiyoruz. O gece, büyüler yapıyorum sana… Seni seviyorum diyorsun kulağıma, büyülerim beni tutuyor.
Seni seviyorum.