Bilgi Sozluk'te ogrenmek istediginizden daha fazla $ey var!
Bilgi Sozluk

02.25.07

Yapış Yapış

Posted in SAYI 13 at 22:25 yapan Editor

Yazan: çilekli kedi

Öff, yine aynı yapış yapış ıslaklık işte. Bugüne tüy diker gibi, hayatının asla aksamayan tek yanı… Havayı da pus basmış besbelli. Havada, odada, ruhunda boşalamayan, başalırsa önü alınamazlığından korkulan, yürek ezici ağırlık. Her yer küf kokuyor gibi, hiç ısınamaz ıslak bir serinlik çaresizliğin tembelleştirdiği vücuduna değiyor gibi.

Şöyle ayağınla fırlatsan şu pis, ıslak, -herşey birşeylerin nemiyle ıslak ve pis bugün- battaniyeyi üstünden. Hop diye fırlayıversen yataktan. İlk iş apışarana yayılmış olanından kurtulmak olsa. Sonra hızla bu miskinlikten kurtulsan, mutluluk ve kendine güven veren çalışkanlıkla epeydir boşladığın evinle, kendinle uğraşsan. Uğruna emek verilen herşey gibi güzelleşiverse yine hayatın. Ama ne anlamı var ki? Sunulamayan, bilinemeyen, takdir görmeyen güzel neyin güzeli, neye güzel? Galiba doğal olan tembellik. Ne çıkar herşey şimdiki gibi kalsa, pis olsa, ıslak olsa. Güneş doğsa ne olur mesela? Çamur kurusa sokaktan, taşlar arası çiçeklense ne olur? Güneş yürek ısıtmazki. Çiçek de göze kokmaz. Beynin kara perde indirirse gözüne ve yüreğine, herşey ne kadar sıcak ve güzel olsa sana yaramaz.

Bu yorgunluk ve yenilmişlik herşeyden kötü. Sevildiğine, bu kez tamam olduğuna inandırmak için uğraştığın kadar uğraştın gitmesini engellemek için. Sahip olduğun tek şeydi gururun, -ya da sen öyle sanıyordun- ayaklar altına aldın. Hiç efelenmedin bu sefer, yalvardın. Senin için üzüldüğünü ama yine de gideceğini söyledi. Ne fena oldun. Elini sıkıp, iki yanağını öpseydin acaba daha etkileyici bir veda mı olurdu? Amaan başından sonuna kötü bir oyunun final sahnesi etkisiz ve çirkin olmuş ne farkeder? Seni sevmediği halde, bunca zaman senin sevdiğini, senden, kimbilir neden. dinlemiş birini hoş etkileyememiş olsan ne yazar? Üstünde hiç olumlu intiban olmayacak birinde bırakılacak bu son intiba sıkıntısı neden? Seni inandırdıklarının, yada dürüst olmak gerekirse inanmaman için hiçbirşey yapmadıklarının yalan olduğunu öğrendikten sonra etkilenip kalsa ne farkederdi ki? İki kişilik çirkin bir yalnızlığı tercih eder miydin?

Yine gördün işte: Sevgi, yalnızlığı afili şekilde alalamaktan başka değil. Ama yine de güzel bir film seyretmek, hoş bir kitap okumak gibi. Bir süre için aslolan çıplak dünyadan uzaklaşıyorsun. Böyle kaçışlar, küçük güzel anlar değil mi ömrü yaşanabilir kılan. Herkesle olmuyor biliyorsun. Birine içinin ısınması, başkalarında olsa rahatsız edebilecek sana ters gelen yanlarına, ona herşeyi yakıştırabilecek kadar alışmak ne kadar zor biliyorsun. Birini sevmek adına yaptıkların bunlarla da bitmiyor. Onu yücelterek, yüce birini seviyor olup kendini de tatmin ediyorsun. Onu zavallı görmeye dayanamıyorsun, hatta zaman zaman seni ezmesini bile gücünün göstergesi sayıyor, bundan hoşlanıyorsun gizli gizli. Zaten gidince de en çok bunun için üzülüyorsun. İnsanını kaybettiğin, tekrar bu tür bir ilişki kurmanın ne kadar güç olduğunu bildiğin için üzülüyorsun. Ama ne olursa olsun onu özlüyorsun ya, gittiği için çılgınca nasıl da ağladın hatırlasana. Ah tabi bir de yaralanan egon var. Senden nasıl olup da vazgeçebildiğini bir türlü anlamıyorsun değil mi? Seni sevmemiş olmasını gurur meselesi yaptın. Ah keşke babanın tanımladığı kadar olgun olabilsen. Aslında olabilirdin de ama konu sadece tercih edilmemek meselesi değildi, sen bir buçuk yıl boyunca seninle iken çok eğleniyormuş gibi davranan, seninle olmak adına ailesini ve işini aksattığını iddia eden adamın sana yalan söylemiş olmasını kabul edemiyorsun. Eski sevgilini senden habersiz bulup konuştuğu ve sana ağzına kadar sarhoş döndüğü o gün gözyaşlarına bulanıp suç itiraf eder gibi kustuğu o “seni seviyorum” a takıldın değil mi?

Neden daha sakin olmuyorsun? Neden bu kadar etkileniyorsun? Doğru, beğenmediğin için fırlatıp atabileceğin bir kitap, yada yarısında bırakıp çıkabileceğin bir film değil bu. Sonuna kadar katlanacağın, hiç bir sürecinden istesen bile kaçınamayacağın bir olay bu. Yaşayacak ve onsuz yalnızlığa alışacaksın. Ne kadar zor gibi geliyor ama aslında çok kolay; sen acılarını çekeceksin, geri kalanını zaman hallediverecek, ve bir gün baktığında hatırlamak bile istemediğin ıslak yapış yapış bir yalnızlık bulacaksın.

Hem unutmaman gereken asıl konu, bu durumun böyle olacağını bilerek girdin sen bu işe. Yanlış hesaplarının kurbanı oldun. Onun asla eski o’nun yerini alamayacağını ama belki yalnızlığına sahiplenerek seni bir şekilde mutlu edebileceğini düşünmüştün. Sana seninle bir ömür düşünemeyeceğini söylediğinde herşeyin ne kadar da yolunda gittiğini düşünmüştün. Zaten sen de onu istemiyordun değil mi ömür boyu. Sana göre olmadığından, farklı yaşamsal çevrelerden kısa bir kesişme yaşadığınızdan emindin sen. O sana gelecek sözü veremeyeceğini söylediğinde nasıl da kaderine razı bir kalender aşık gibi ona “Just one year of love, is better than a life time alone” ukalalığı yaptın. Oyundu senin için, hazırlanmadan doğaçlama oynayabileceğinden ne kadar da emindin. Finalin böylesi için göz yaşlarını bile hazırlamamıştın. Ne feci. Şimdi gerçekten yalnızsın.

Neden kendi kendine kalmaktan korkar insan? Ya eğer kendi kendine kalmaktan korkan bir sen varsan. Yetersizliğin mi, yoksa kötülüğün mü seni kendinle kalmaktan korkutan?

Biraz daha mı ağlasan acaba? Terkedilmiş zavallı bir yavrucak olsan, suçu -terketmek, birinden vazgeçmek bir suç mudur diye düşünmemelisin bu aşamada, dürüstlüğün alemi yok- onun omuzlarına yıkıp, kendine sadece terkedilmişliğin acılarını alsan. Çaresizliğine inanıp, dost bir kucak arasan. Ama boşver. Ona güvendin, zor anlara yardım edebilir olarak niteledin zannedip büyüklenecek kimsenin sahte ve işe yaramaz safsataları uzak olsun. Son çare diye gidilen, yüzme bilinmediğinden sarılınan, yine yüzme bilmez biri olduğu gelmez bile aklına.

Boşver en iyisi. İnsanca zayıflığını, olmadığını bildiğin halde dostluğa, aşka susamışlığını sakla, kendine bile değil, kendinden sakla. Sen nasıl yapılacağını iyi bilirsin. Senelerdir yapıyorsun ya bunu. Olmadığın kadar güçlü, dürüst, kendinden emin ve becerikliydin sen yıllarca. Öyle görmek istediklerini anlamıştın ve kırmadın onları. İyi de oynadın. Sonra iş çığrından çıktı; inanmayacaklar korkundan acını, korkularını paylaşabildin mi ailenle? -ki onlar herşeyinle güvenebileceğini bildiğin insanlardı.- Onları hayal kırıklığına uğratmamak için nasıl da zorladın sınırlarını yıllarca. Bu oynadığın rolün altında gerçek sen vardıysa bile, hiç büyümedi, hiç şansı olmadı. Şimdi ona dönmek istesen, rolünü oynamasan bile artık çok geç. İşte kişiliğinde hissettiğin o bir çeşit sakatlığın sebebi bu. Bir yetişkin gövdesinde çok cılız bir öz kişilik taşıyorsun. Duyduğun eksiklik bu geliştirilmemiş, yarım bırakılmış kişiliğinden kaynaklıyor işte. Bunun geri dönüşü yok artık. Ama şimdi en azından ne yaptığının farkında olacaksın.

Ama yine de mecbursun, geldiği gibi yaşayacaksın hayatını. Bundan çekinmek için sebebin yok. Varsın sevmesinler seni. Ne olur ki? Hep başkaları için yaşadın, hep güçlü, hoş, amaçlanır kişilikte görünmeye çalıştın, yalanlar söyledin. Ama hiç mutlu olmadın.

Öyleyse dürüst olarak başlayabilirsin yeniliklerine. Onlar dürüstlüğü hakettiği için değil, asla. Onlara sunulmak üzere planlanmış yalanlara değmedikleri için. Hatta daha iyisini de yapabilirsin. Artık onlara katlanmak zorunda da değilsin. Kaçmak istediğin kalabalıklarda nasıl da eğlenirdin; kendini bile inandırmıştın, gürültüyü, ayak üstü içkili, her masaya “yavrum çok özledim” li, herkesi tanımalı, bol öpmeli bar kalabalığından hoşlandığına. Uzun, tamamı gereksiz konuşmalar gerektiren telefonlara bile cevap vermeyebilirsin artık.

Mutluluğunu -eğer bir gün kurabilirsen- kimseye borçlu olmak zorunda değilsin. Hatta aslında mutlu olmak zorunda bile değilsin. Zaten son bir kaç yıldır “O”nun gerçekten soyut olduğunu biliyorsun. Yaşanacak değil, hakkında konuşulup, hep özlenecek bir şey olduğunu -hiç kimsenin yaşamadığı, ve yaşamayacağı “sevgi” gibi-. Sadece sen mutlu değilsin zannedip ve bundan fena halde rahatsız olup, “= huzur” formülünü bulmuştun. Galiba doğrusu da bu.

Ne yapacaksın şimdi? İçinde bulunduğun bu bezginlikten nasıl kurtulacaksın? Çocukluğunu hatırla biraz, hani mutluluk ve sevginin insanların kanında olduğuna inandığın, aksinin olabilirliğini hiç düşünmediğin o günleri. Akşam yıkanırken farkı görmek için, sokaktan eve dönüşüne yakın ellerini, yüzünü, bacaklarını nasıl bulardın çamura. Ne kadar eğlenirdin çamurun suyla birlikte derinin üzerinden akıp gitmesini seyrederken. İşte şimdi bunun tam sırası, yeterince kirlisin artık. Gerçek bir temizlik eğlenceli bile olacak göreceksin. Kalk hadi, kalk ve kurtul ruhunu, evini, apış aranı yapış yapış kılan, tiksindirip bıktıran o kirlilikten. Kalk hadi, Bir…zıplamalısın, iki… daha fazla erteleme artık, üç…Aferin.

Nerden başlamalı acaba? Aylar olmuş bu eve dokunmayalı. Sevgili erkeğinin hoşuna gitmek için sadece toplu olurdu ortalık, bütün vaktini o hazırsa hazır olmak üzere ona saklardın. Okulun ve işin gibi evin de bu yüzden savsaklanmıştı işte. Neyseki artık okulun bitti. Bu dönemden temizlik sonrasına kalmaması güzel bir raslantı.

Önce bacaklarının arasındaki şu kandan kurtul. 24 saat sıcak sulu bu evde olmak ne güzel değil mi? O da severdi bunu. Seviştikten sonra üstünden akan suyla o, biraz da senden arınmıyor muydu? Hergün -artık bakire olmamanın tek faydası bu tamponlar olmalı- ama hergün yıkanırdı. Ruhu mu çok kirliydi, yoksa kendisini kirli hissetmesinin sebebi de mi sendin?

Evet, bütün eskileri, eski anıları, bıkılmışları, beklerse ruha ağırlık yapacakları atmakla başlamalı şimdi. ?u koca karton kutu işini görür senin. Sürükle onu peşinden. Evet önce yatak odası. Bu kazağı atamazsın. Onun bu. Öyleyse iki ayrı paket hazırlanacak. O kazağı diğer eşyaları gibi ona göndermelisin mümkün olan en temassız biçimde. Bu kemer, bu kravat -hep resmi gelirdi sana, bu evde kot-kazak giyerdi de senin pek hoşuna giderdi-. Galiba sen, senin yanında, senin evinde istediği gibi davrandığını, özgür ve rahat olduğunu düşünerek de yanıldın. O galiba kravatlı elbiseli olmayı hep sevdi. Galiba onun gerçeğini sen hiç anlayamadın. Senin gördüğün gibi, senin anlamak istediğin gibi değildi hiçbirşey belki. Bittiğine sevinmelisin, öyle ya zararın neresinden dönülse kar. (Öyle ama canını çok yakan bir acın var.)

Bence sana ait, anısız da olsa bir çok giysiden kurtulmanın da tam sırası. Üçüncü bir kutu demek bu. Atılamayacak kadar yeni ama artık giymek istemediğin kadar eski hepsi. Birilerine yeni gelip sevindirebilir. Bu ne kadar da zevkli bir oyunmuş meğer. Bütün temizlik bittiğinde, ağdayla başlayıp, uzun bir banyoyla sona eren kendi bakımını yapıp, ne zamandır gitmediğin kuaförüne uğradıktan sonra attıklarının yerine saatlerce alışveriş yapabilirsin. Ve döndüğünde sana yabancı gelecek kadar yeni bu ev ve ihtimal oldukça değişmiş aynadaki görüntünle yenilenmiş hayatına başlamak ne kadar eğlenceli olacak düşünsene.

Ne çok şey varmış atılabilecek, daha önce neden vazgeçemediğini hatırlayabiliyor musun bu kadar ıvır zıvırdan? Sadece kalabalık etmemiş, ruhunu da ağırlaştırmışlar bunlar senin, atılmak üzere ayırdığın, kutuladığın herşeyle biraz daha hafifliyorsun işte. Giysi kutusunu adama bırakırsan, kapıcın diğerlerinin yokedilmesiyle de ilgilenecektir mutlaka.

Annenin temizlik kokusu dediği bu olmalı. Bu ev daha önce de güneş alırdı ama hiç parlamamıştı, aydınlığıyla içini ısıtmamıştı bugüne kadar. Sandığın kadar zor değildir belki de yıkıldığını düşündüğün hayatını yeniden -ama gerçekten yeniden- kurmak. Daha iyi hissedeceğinden eminsin hatta. Bütün yapman gereken taşıdığın ve barındırdığın fazlalıklardan kurtulmak olacaktı. Başardın işte. Yüreğindeki ağırlıktan da kurtuldun, ama şimdi hissettiğin bu boşluk nedir? Yıkılmamalıydı değil mi sevgiye olan inancın. O gitmiş olsa bile, ümidin sende kalmalıydı. İçlerinden biri olduğun o insanların birşeylere değdiklerine, sevebildiklerine, sevilebilir olduklarına ve aslında hayatı yaşanabilir kılanın, sevgi olduğuna olan inancın yaşamalıydı. Korkuyorsun işte yeni başladığın bu hayatı yanlışlar üstüne kurmaya. Daha mı duyarlı oldun nedir? Ah şimdi birşey olsa, bir mucize, seni inandıklarının yanlış olmadığına inandıracak.

Tarafsız olup şöye düşün bakalım. Belki de seni gerçekten sevdi. Ama senin kadar bencil olamadı. Seni sevdiğini sana defalarca söyleyip, senin hayatını geri dönülmez kararlara saplamak istemedi belki. Belki adanmış hayatına seni de ortak etmek istemedi. Senin olduğun gibi hayalci olamadı, gerçeklerden sıyrılamadığı ve başka çözüm göremediği için gitti belki. Kötü yüreklilik ettin, onu karalamak için düşünebildiklerine baksana. Duş almasını bile kötü yorumladın.

Onun kadar tatlı ve sevecen birinden dürüstçe vazgeçmek zor olacak evet ama hiç değilse sevdiğin insanın bunu hakedecek kadar güzel bir insan olduğu gerçeği var ki bu senin “kahretsin, onun için değer miydi?” yollu gerçek acı verici, ama tabi acısı nispeten kısa süren durumu yaşamanı engelleyecek. Güzeldi, sevdin, seni sevdi, birlikte güzel günler geçirdiniz, ağladınız, mutluluğu paylaşmıştınız, şimdi sıra ortak acılarda. Sanıyor musun ki gitmek onun için kolaydı. Senin kadar çok ağladı o da. Üstelik saklamak zorundaydı, senin gibi bu dönemini bile özgürce yaşayamadı.

Keşke bu kadar kırıcı olmasaydın biterken. Birlikte olmak için neler yapılabileceğini birlikte konuşsaydınız. Artık çok iyi biliyorsun ki sen hayatını onun sana kalben bağlılığıyla da sürdürebilirdin. Hem belki ömür boyu süren, hiç eksilmeyen, saygısı tükenmeyen, tutkulu ve çok daha lezzetli bir birliktelik olurdu böylesi. Birliktelik aynı evi sürekli paylaşmak demek değil ki.

Çalmasın işte, çalmasın şu zil. Merak bile etmiyorsun kim olduğunu. Açmayınca gidecek nasıl olsa. Neden bu ısrar kıyamet, açmama hakkın var o kapıyı. Açma. Kutular var kapının arkasında zaten. En zor kısmını atlattın. Çalsın, gitsin.

Sen de çaldıklarını koy kapıya, bitsin.

1 Yorum »

  1. king of swords said,

    Şubat 27, 2007 at 09:40

    Çok güzel..
    Bir insanın kendisiyle yüzleşmesi için en iyi yol kağıdı ve kalemi kullanmasıdır bence.
    Çok başka başka diyarlara götürdü beni bu yazı.(Kız olsaydım çok daha fazla etkilerdi sanırsam :))

    Teşekkürler

Leave a Comment

You must be logged in to post a comment.

Bu sayfanin toplam okunma sayisi. 557
Bu sayfayi $u anda okuyan ki$i sayisi. 1
Bu sayfayi ayni anda okuyan en cok ki$i sayisi. 3
Bu sayfanin bugune ait okunma sayisi. 0
Bu sayfanin en son okunma tarihi. 2008-07-24 06:51:50
Toplamda en cok okunan yazilar. Bugun en cok okunan yazilar. Bu ay en cok okunan yazilar. Bu hafta en cok okunan yazilar. Gecen hafta en cok okunan yazilar. Toplamda en cok okunan sayfalar. Bugun en cok okunan sayfalar. Bu ay en cok okunan sayfalar. $u anda okunan yazilar. $u anda okunan sayfalar.