12.29.06
Konuşmalar - İntihar
Yazan: çilekli kedi
+ Çaresiz olduğu için canına kıymak çok aptalca.
- Neden öyle olsun? Hiç ölümüne çaresiz hissettin mi kendini?
+ Hayır. Ama öyle hissetseydim de ölüm kendime yapacağım birşey olmazdı?
- Hiç ümidin ve beklentin kalmadıysa yaşamı yük gibi taşımak niye?
+ Yük, yaşam değil, yaşamın getirdikleridir. Eğer getireceği birşey kalmadığını düşünüyorsan da zaten bütün yüklerinden kurtulmuşsun demektir.
- Bu bir kelime oyunu ve durumu açıklamıyor.
+ Kelimelere gerekenden fazla yüklenen ben değilim. Yaşamı yük gibi taşımaktan bahseden sendin.
- Tamam. Diyelim ki, derin acılar içindesin ve artık tahammül edemiyorsun. Üstelik yaşamının tamamiyle senin iradende olduğuna inanıyorsun. Ölüme karar vermek neden aptalca olsun. Olsa olsa özgürlüğünü kullanmak olur.
+ Ötenazi mi konuşuyoruz?
- Hayır. Bahsettiğim ten acısı değil.
+ Acıyan ruhunsa ölmeyi nasıl göze alıyorsun? Ya senin inandığın gibi ruh ölümsüzse. Ya bedenini yaşamın yüklerinden kurtardığında, ruhun ve sen başbaşa kalacaksanız. Bununla nasıl başedeceksin?
- Cennete inanmıyorum ki zaten.
+ Ama ruha inanıyorsun. Bir sonsuzlukta başbaşa kalacaksan, acı dolu ruhunu yanıtsız bırakman geçici bir çözüm bile değil. Biz toprakla bedenini örtmeden, ruhun yakana yapışacak.
- Benim kelimelerimi bana fırlatmaktan vazgeç. Ne demeye çalıştığımı gayet iyi biliyorsun.
+ Kelimelerini bana göndermeden önce iyice kontrol et o zaman. Beğenmediğim kelimelerini neden sahipleneyim ki? Düşünmeden konuşuyorsun. Eksiğin söylenince ” ne demek istediğimi anlıyorsun, beni güç durumda bırakmak için saptırıyorsun” demek de ne demek? Daha önce de söylemiştim, ölümüne karar vermek çok aptalca. Neden savunduğunu bile bilmiyorsun. Cevabi cambazlık yaptırabiliyorlarsa kelimelerin yere basan bir düşünceyi anlatmıyordur.
- Tamam. Kabul ediyorum diyelim. Çok büyük umutsuzluklar çektiği için yaşamak istemeyen birine ne önerebilirsin o zaman?
+ İçinde bulunduğu ayrıcalıklı durumun farkına varıp, keyfini sürmeyi.
- …..
+ Öyle dudaklarını küçümsemeyle kıvırdığın bir gün seni yaşamının bütün yüklerinden kurtaracağım. Daha dan demeden dangalaklaşamıyorsun bile. İntihara karar verebilen bir insan kaybedecek hiç birşeyinin kalmadığına inanıyordur öyle mi?
- Sen tartışma nedir bilmiyorsun. Hemen sinirleniyorsun. Tamam, kesinlikle öyledir diyelim.
+ Ben seninle bu konuyu tartışmıyorum. Aptal sorularına cevap veriyorum. Peki bundan büyük bir özgürlük olabilir mi?
- Nasıl yani?
+ Şöyle yani: Ölümden bile korkmuyorsan, yapabileceklerinin sınırı olabilir mi?
- Eeee?
+ Eesi, eğer hiçbirşey kaybetmekten korkmuyorsan, en özgürümüzden daha özgürsündür. Hiçbirşey seni durdurmaz. Taşımaktan hoşlanmadığın sorumlulukların, aile-toplum yaptırımları, kanuni zorunluluklar ve hatta vicdanın bile. Ve sana ölümü düşündürecek kadar yaşamını çekilmez hale getiren muhakkak bunlardan biridir. Yanlış mı?
- Hayır, böyle söylendiğinde doğru gibi geliyor. Öleceğine, seni buna sevkeden yaptırımı terkedeceksin?
+ Demek ki intihara karar vermek cesaret işi değilmiş. Seni bu kadar zorlayan her neyse ona karşı bile çıkmaya cesaret edemediğin için yaptırımlarını üzerinde uyguladığı -bana sorarsan olmasa da olur- bedenini ortadan kaldırmak korkaklıktır. Ve özgürlükle de hiç ilgisi yok. Gerçek bireysel özgürlük, sorunu ortadan kaldırmak yerine, sana sorunmuşsun gibi davranana sırtını dönmektir.
- Herkes böyle düşünemez ki.
+ Biliyorum, zaten başta “aptalca” bulduğumu söylemiştim. Nihayet anladın.
- Adisin.
+ Hayır. Aptal değilim.
b.g.a.t. said,
Aralık 30, 2006 at 10:58
Sadece diyaloglarla, süslemelerden kaçınıp gerçek bir tartışma yaratmayı başarabilmişsin. Aslında tartışılan konu çok hassas. söz konusu intihar olayı olduğu zaman, en mantıklı kişi bile kendisini karanlık kuyuların içinde çıkaramayabilir. hayatın anlamı, kararsızlıklar, kaygılar, umutsuzluklar ve belki de seviçler bile, yaşamını sona erdirme fikrini artırabilir. Bu bakımdan bu diyaloglarda ortaya koyduğun düşünce yapısı sağlam temellere dayandırılmış bence. Güzel bir yazı, tebrik ediyorum…
Deathly Silence said,
Ocak 15, 2007 at 01:44
son zamanlarda okuduğum en iyi “monolog”lardan biridir. kutlarım.