02.24.08
Posted in SAYI 25 at 03:45 yapan Satolina
Angelus
Son kaya parçası da kayıyor ayağımın altından… Uçurumun kenarındayım… Var oluş ve yok oluşun Araf’ında kalmış sürrealist bir resmin içerisindeyim. Gözlerimin kıyısından geçen satırlar, kelimeler, seslerin bir araya gelimi bir anlam ifade etmekten çok uzakta hala. “Yüzleşme gerek.” diyen kendi sesimi duyuyorum yankı halinde. Yankının kaynağını çözmeye çalışıyorum; aşağıdaki boşluk mu, yoksa içimdeki boşluk mu fark edemiyorum. Yüzleşmek… Ne ile peki? İşgal altında kalmış ve can çekişen bedenimden arta kalanlarla mı yüzleşmek veya bu hale nasıl geldiğimle mi yüzleşmek? Ne ile yüzleşmek? Hiçbir faydası yok. Damarlarımda kan diye dolaşan bu keskin jiletler olduğu sürece, ben henüz can çekişmenin arifesindeyken, üzerime sinen bu soğuk kokusu ve bu bolca kendine acımanın ertesinde; arınmak için ruhunu kirlettiğimde, herhangi bir anlamı kalmadı bunların…
Kapadım gözlerimi, ağzımdan akıp dudağımın kenarından sızan ve geçtiği her yerde metalik bir tat bırakan kanın sarhoşluğu ile ayağımın altındaki mavi boşluğu izliyorum. Mavi denizi. Mavi uçurum denizini… Hayır hayır, başım dönmüyor, her şeyin bilincindeyim. Sarhoşluğum son derece izafi. Olan ve olacak olanların farkındayım. Tek yapmam gereken üşümek için biraz daha içimin pencerelerini açmak, sonrası kendiliğinden gelecektir biliyorum…
Boşlukta üzeri çivi yazıları ile kaplı taştan bir lahit… Benim için… Kazılmış bir boşluk, mezarcı ve soğuk… Taş… Lahit… Zamanın artık geldiğini müjdeler gibi… Her şey atacağım birkaç adım ve sonrası… Son derece basit ve bu kadar basit olması son derece şaşırtıcı… Oysa bunun görkemli bir son olması gerekiyordu, tıpkı hayalini kurduğum gibi. Tanrısal bir süreç ve aynı minvalde bir son… Böyle değil… İsyan etmem mi gerekiyor bilmiyorum, belki olana bitene karşı haykırarak karşı çıkmalıydım; ama bu bıçak gibi keskin, bırakın bağırmayı, nefes aldığımda bile boğazımı lime lime kesen ses tellerimle karşı çıkabileceğimi zannetmiyorum… Kader… En basit boyun eğiş, kabulleniş… Kabulleniyorum…
Düş’teyim… Biliyorum… Kendime, düşümde kurduğum oyunun son raddesindeyim… Son kaya parçası da kayıyor ayağımın altından… Boşluk… Lahit… Soğuk… Karanlık… Düştüğümü görüyorum… Son sahne…
Kendi düşümde ölüyorum…
Permalink
muque said,
Şubat 24, 2008 at 11:04
çok yazmadığın (en azından her hafta) zamanlardan beri tanıyorum seni, dolayısıyla yazdıklarının evrimini gözlemleme şansım oldu.
günden güne artan mükemmel bir kalite söz konusu.kelime dağarcığın her seferinde biraz daha geni$lemi$ oluyor ve bunları sayfaya çok güzel serpi$tiriyorsun.
yine çok güzel olmu$.
ellerine sağlık.
sepulturk said,
Şubat 24, 2008 at 11:22
Hocam bir kere de eğlenceli bir şeyler yaz be. İçim sıkıldı. Ne bilim vapurlardan bahset. Ben yorum olarak senin dem vurduğu garipliklere yenilerini ekleyeyim. Kah gülelim kah düşünelim. Ama yine böyle güzel bir stille yaz.
“YÜREĞİNE SAĞLIK” evet.