02.24.08
Posted in SAYI 25 at 03:28 yapan Satolina
Abraxas
Bazen şu an ki halimin izlerini küçüklüğümde buluyorum. Çoraplarımı, pazardan eşofman altı olarak annemin aldığı, ama şu an pijama olarak hizmet veren siyah pamuktan pantolonumun üstüne çektim; kolları kısa gelen ve bana hep Alevileri hatırlatan kırmızı gri pijamam, şu an kolları sökük, kim bilir kaç yıllık, babamın bekârlığından kalma hırkanın içinde, yıllar yılı nefret ettiğim bedenimin hemen üstünde… Yorganımı boynuma kadar uzattım, o ilk anlık soğukluğu atmaya çalışıyorum; tüylerim, hayır hayır kıllarım diken diken. Ellerimi rahat hareket ettiremememin verdiği huzursuzluk bana çok şeyi anımsatıyor, gerildim.Ben küçükken harbiden çok salaktım, saf değil, salak. Bugünün ürkek üşüngeç adamı, gerek köpekten, gerekse karanlıktan hep gördüğü saçma salak rüyalar yüzünden korktu işte. Aklıma gelince bu gerçek, gergin bünye kendini güvende hissetmeye başladı.. Benim canım yorganım.
Memur aileleri düzenli bir hayat yaşar, sabah beraber kahvaltı edilir, yemekler her gün beraber aynı saatlerde yenir; meyvenin de bir saati vardır, televizyon izlemenin de… Bizim ev de böyleydi nitekim. Benim için de özgürlük tohumları bu günlerde bu düzen yüzünden döküldü beynimin içine düzensizce. Kimi zaman yabani bir ot gibi, kimi zaman dünyanın en mantıklı ürünü gibi boy göstermekte… İlk küçük isyanım uyku saatlerine oldu. Uykunun, karanlığın bir hizmeti olduğunu fark etmemiştim o yıllarda. Küçük ürkek bir beden, o koskoca devasa adamdan, onun gücünden, babamdan, tırsarak sesi kapatılmış televizyonun karşısında kendi onur mücadelesini; her Cuma gecesi TNT isimli ecnebi bir kanalda Amerikan güreşleri izleyerek vermeye başladı.
Rol yaptıklarını öğrendiğimde ne kadar yıkıldığımı ben biliyorum. Ama onların rol yapmadığını düşündüğüm yıllarda bile, asıl güreşi televizyonu kapatıp oturma odasından odama zifiri karanlıkta koşarken yaptığımı biliyordum. Işıkları neden açmaz bu salak? Çünkü açarsa, yıllardır ara ara nöbet tutmakta olan ‘asker’ baba uyanır, ‘asker’ baba isyanı sevmez üstelik. Evet, rüyalarımın düşmanları, taşındığımız gün evimizdeki gömme dolaplardan birine giren ve o günden bu yana bizimle yaşayan korkunç bir adamdı. Rüya olduğunu bilir ama yine de tırsardım. Olamaz mı? Olabilir.
Yorgan… Benim canım yorganım. O lanet herifin gücünün yetmediği iki şeyden biri olan yorgan, diğeri ışık. Işığa çıkamaz o adam, ama ben de ışığı açamam; e dolayısıyla tek kozum yorganım. Zihnimdeki kurallar kitabında en parlayan, en çok göze çarpan kural da yorgana dokunduğum anda dokunulmazlık kazanmam olduğu için, koşardım gecenin bir körü yorganıma. Kafamın üstüne kadar çekerdim, ta ki içerdeki karbondioksit alnımda ter damlası olarak belirene kadar. Biraz sakinleştikten sonra alınan bir kaç derin nefesin ardından kafamı çıkaracak kadar, kollarıma hareket özgürlüğü sunacak kadar cesaretlenirdim elbet; uyku kâbuslarla başlasa da hep güneş doğdu…
Sol gözümden bir damla aşağı doğru iner hep böyle anlarda, şu an bir anı bu damla. Üst komşu üç adım attı yukarıda, her adım bir elmaydı sanırım. Bilin bakalım kimler için?
Haftaya pazar ‘Üşüngeç Adam’ yine burada… Beklerim…
Permalink