02.24.08
…
Adrenokortikotropik
Günün herhangi bir saatinde, sana o kadar çok yazasım var ki; konu da yok aslında. Olay da bilmediğin, ama sen içimden geçenleri bil istiyorum; bir tv programına denk geldiğinde “Aaa, acaba o ne düşünüyordur.” diye düşünme, bahsettiğimi hatırla istiyorum. Bu beyin hiç durmaz; devamlı, düşünürken bu ağız da pek durmasın istiyorum; cümleler kurabileyim dilediğim gibi, sinirlendiğimi de sevindiğimi de ses tonumdan anla… Bıdı bıdı beynini yiyeyim istiyorum ama olmuyor işte… Büyümek diye kılıflandırdığımız o garip olgu, bizi birbirimizden uzak tutuyor… Farklı şehirler seçiyoruz hayatımızı anlamlandırmak ve sahiplenmek için… Belki ikimiz bir şehre fazlaydık da ondan ayrıldık? Ya da şehirler dar bize. Çok küçük, minnacık… İkimiz de hayallerimizi sığdırmaya kalksak, boğulur belki tek şehirde geriye kalanlar…
Belli ki, biz hayallerimizin altında kalmayalım diye, birbirimizin öncelikle, müdahale edemedik gidişlerimize; sustuk… Arkamızda kalanlar da sustular zaten… En az senin benim kararıma benim de senin kararına boğazımızda bir düğümle sustuğumuz kadar… Onlar bilmiyorlardı ne kadar kıymetli olduğunu; senin gözünde benim, benim gözümde de senin… Ama sen bulduğun ilk fırsatta gelince bana, beni uykumdan kendin uyandırınca; ben de sana gelmek, sadece sabahlara kadar konuşmak ve anlatmak, saçmalamak isteyince anladılar…
Ve evet ben de şu anda bir kez daha anladım, uzak değer verdiğin birinin olmadığı yer…